17 Aralık 2010 Cuma

seviyorum uleeyynn ...

Şehre indim dün .Aşırı yağışın etkisiyle şehir içinde 20 dk da gidebileceğim yolu bir saatte alabildim.Burdan birkaç selam göndermek,çok sevgili yurdum insanlarının bir kısmını anmak istiyorum.

-Kaldırımda yürüyen sade ve sıradan bir vatandaş olan şahsıma,bu trafikten nasıl çıkacaksa,yanımdan hızla geçerken tüm su birikintilerini üzerime keyifle boca eden belediye otobüsü şöförüne,

-Henüz  bir ayağımı atıp oturmaya çalıştığım arka koltuğun kapısını bile kapayamadan bir ayağım da dışardayken hızla hareket edip canıma kasteden taksi şöförüne,

-Geniş kaldırımlarda bile şemsiyesini bir silah gibi kullanan,yanından yöresinden geçenin gözünü çıkarma,saçına takılarak koparma girişimlerinde bulunan halkıma,

-Kızıma tayt,çorap benzeri şeyler almak için girdiğim dükkanda,defalarca 'SİYAH' renk olmalı dememe rağmen ısrarla,koyu kahve,çikolata kahve 
ve türlü versiyonlarını vermeye çalışıp saçlarımı tavana doğru dikebilen tezgahtar hanım kızımıza,

-Faturamı ödemek için girdiğim GSM bayinin kapısında, yağmuru had safhada yediğinden tam kapıyı açtığımda yırtılıp içindekiler de yere dağılan karton torbama ve bana, ufosundan yeni inen bir uzaylıymışım gibi  bakmayı 
tercih eden bir avuç yurdum insanına,

-Aynı Gsm bayinde,ilk şoku atlatıp işlerine kaldıkları yerden devam eden insancıklardan,personel olanını seçip bir poşet rica ettiğimde bana verdiği 
mikro boyutlardaki poşet için lütufta bulunur gibi davranıp bir de üzerine 
'başka yok' diyen satış elemanı hanım kızımıza,

-Araç kullanırken,bir yandan da telefonda,akşam rakı muhabbeti için kandırmaya çalıştığı arkadaşına en kibar argo lügatıyla hitap eden,bir 
yandan da bağrı yanık arabesk şarkıları çalan radyonun habire sesini 
açan minibüs şöförüne,

Selam olsun,en bi selam olsun inşallah :)) 
Sizleri,hepinizi çok seviyorum.
Valla bak ...

Ama ben yarım günlüğüne geldiğim şehirde,iki arada bir derede tarçınlı kek ve dereotlu poğaça yapan canım annemi, geldiğimi duyup arka arkaya arayan,
gel bi kahve içelim deyip içimi ısıtan dostlarımı,işten izin alıp yanıma gelen hasretle sarıp sarmaladığım biricik kuzenimi de çok seviyorum.

Yağmurda ıslanmayayim diye gelip beni alan çalışma arkadaşlarımı,
evime döndüğümde ellerimde torbaları görüp,koşarak gelip alan komşu çocuklarını,eve girene kadar yanımdan ayrılmayan sokak köpeklerini,beni 
kapıda karşılayan canım kızım ve Yumak'ımı da çok seviyorum.
Köyümü de çok seviyorum.

Bu ne yaman çelişki anneee..Valla bak hepinizi çok seviyorum :))

10 Aralık 2010 Cuma

hoşgeldin..

Sıcak bir gündü.Kasım ayının sonlarına gelmemize rağmen sıcaktı.Sahil kasabalarında daha geç mi gelir kış? İlk kışım olacak burada.Bilemedim..

Yine,yeniden,inatla günleri birbirine ekliyorum.Hergün diğerinden farklı olsa,farklı yaşansa keşke diyorum.Çokça başaramıyorum.
İşime hergün farklı yoldan gidiyorum.
Tanımadığım insanlara yanımdan geçerlerken gülümseyerek selam veriyorum.

Çok fazla özel soru sormasından rahatsız olduğum,her sabah gevrek (İzmir'li olmayanlaradır bu not; gevrek=simit:)), boyoz aldığım fırında çalışan tezgahtar kıza farklı gözle bakmayı deniyorum.Samimiyetin ayarsız hali zannımca.Kötü niyeti yoktur eminim.Onu kırmadan bana hissettirdiklerini anlatıyorum.Rahatsız oldum.Bilmen gerekmiyor bana dair birçok şeyi diyorum.Üzülüyor.Gözleri doluyor.Beklemediği bir tepkiydi sanırım.Kendisinin de iki çocuğuyla yalnız yaşadığını öğreniyorum.Kısa bir konuşmanın ardından birbirimizi anlıyoruz.İkimiz de yanlış anlaşıldıysak eğer diye birbirimizden özür diliyoruz.Ne tuhafız..Yalnızlıktan şikayet eder,yeni insanlar tanımaktan da korkarız.Kendime mi söyledim ben şimdi bunu.Bilmem ki..

Sıcak birgündü işte.Kasım ayının sonlarına gelmemize rağmen sıcaktı.Eski bir taş ev olan ofisimin kapısı açık.Hızla büyüyen pembe begonvilin çiçekli dalları kapımın üzerinden sarkıyor.Hareket var hala arnavut kaldırımlı taş sokaklarda..



Kapıdan hızla giren davetsiz bir misafirim var.Kimseye aldırmadan içeri dalıveriyor.Bu nasıl şeker bir şey böyle.Minicik bir kedi..Kucağıma aldığım gibi karşımdaki dükkana 'Mutluluk Atölyesi''nde geleneksel el işlerini yapıp sergileyen Ayşe Teyze'ye gidiyorum.Evinde,bahçesinde 11 kedisi var çünkü.Kediniz bana kaçtı diyorum.'Ama bu benim kedim değil ki'..Eee kimden,nerden kaçtı bu bidik? Patisiyle parmaklarımı tuttu, bırakmıyor.Yetmedi kucağımdan omuzuma tırmanıp bebek gibi başını yaslayıverdi.'Yuvası sen ol' dedi Ayşe Teyze..O daha bebek.Sokakta ölür.'Ama ben hiç hayvan 
beslemedim ki..'.'Ben sana yardımcı olurum'..'Ah kıyamam sana beenn'..

Artık evimizin yeni üyesi YUMAK.. Bir kızım vardı,bir de oğlum oldu..

Sıcak bir gündü.Kasım ayının sonlarına gelmemize rağmen sıcaktı. Monotonluktan şikayet edip,burda başka ne yapılabilir acaba derken,Yumak için yeni bir düzen oluşturduk evimizde.Ona özel sepet,minder kombinasyonu yapmamıza rağmen kendileri sandalye minderinde uyumayı tercih ediyorlar.Saygı duyuyoruz efenim.

7 Aralık 2010 Salı

az bir sitemle..

Hatun kişi,renkli bir kişilik olarak tanımlansa da çevresindekilerce,o uçuk,
hafif kaçık hallerini paylaşmazdı herkesle.Onun o mesafeli halleri saklardı delişmenliğini.Bilseler belki sömürürlerdi vampir ruhlar onun kirlenmemiş ruhunu..Yazardı hatun kişi hep.Kısa kısa,uzun uzun..Çantasında hep bir kitabı,biterse kalakalırım ortada diye yedek kitabı,rengarenk kaplı bir büyük,
bir küçük defteri.. Gözlemler hep etrafını,hafızada kaydeder,defterciklerinde kaydeder,kirlenirse temizlesin diye ruhunu..Yazmak iyi gelir ona.. Arınır,dökülür,silkelenir hatta..Burda yazsana der birgün arkadaşı ona..Blogda..O ne ki? Web günlük..Haaa..

Keşif başlamıştır artık kendince.Hep söylenir kendine maymun iştahlısın işte diye.Bundan da sıkılır çünkü..Kurallara hep isyan eden ruhu,bunu da zorunluluk gibi hissedip kendiliğinden reddeder,uzaklaşır kimi zaman..Ama deftercikleri yine hep yanında. Arada uğrar blog denen küçük dünyasına.

Yine sıkılır hatun kişi birgün..Değiştireyim bari der bu sayfanın görüntüsünü.Belki daha çok severim.Hadi bakem bismillah  2784 blog teması inceler sabırla.Iııh bu değil,aaa bu olmaz,eee bu hiç değil.La havle bu ne sabır..Tamam bu fena değil.Nerdendi şimdi bu..Hıım galiba burdan.Du bakim tıkla şunu.İndir.Taşı şimdi oraya. Tamam şimdi kaydet.Bak bakem oldu mu..

Nasııı yanii !!! Eeee nerde bu sayfa..Uçmuş..

Biricik blogu,üstün beceriksizliği ve teknoloji özrünün  katkılarıyla sanal alemin derinliklerine itinayla gönderilmiştir artık.Kendileri şimdi uzay boşluğunda kimliksiz şekilde bir oraya bir buraya savrulmaktalar.
Her zamanki gibi imdat kolu çekilir ve canım arkadaşım dediği,biricik dostu Ümit'e yaşlı gözlerle haber edilir.Kankan yine başardı Ümit'im.Heya heya heyamolaaa..
Sen misin bana burda yazsana diyen.Al toparla bakalım şimdi.
Senin görevin (lütfen Görevimiz Tehlike müziği) canım blogumu uzayın derinliklerinden bulup çıkarman ve ona yeni bir kimlik ve görünüm kazandırman..
Bu kayıt 5 sn. sonra kendini imha edecek..

Ümit'in o iş yoğunluğunda bir de hatun kişiyle uğraşması sürerken,hatun kişi kendinden son derece emin blog arkadaşlarının,İZLE sözcüğünün altında gruplaşıp da aslında bal gibi izlemeyenlerin kendini ne kadar merak edeceğini düşünür.Bir avuç kıymetlisi vardır zaten.Onlar da mail falan atar,bişey yapar,yahu nerdesin sen der diye bekler,bekler,bekler,bekler...

Beklemese mi acaba? Herkesin işi,gücü,kendince telaşı,yaşamı var..
E tabi canım bencillik etme sen de..
(lütfen Belgin Doruk tonlaması)

Derken Ümit'in güzel haberi gelir.Helal miii? Helaaalll..Canım benim,biricik arkadaşım sana tüm blog aleminin huzurunda teşekkürü bir borç bilir yanında minnetlerimi de sunarım.Varol,nurol..


Eveeett nerde kalmıştık? Yeniden başlayalım bence..Daha az ümit ederek,bekleyerek ama.Defterin dolmasın artık hatun kişi.Al sana defter en çizgisizinden.Ama unutma kendin için,daha az ümitle..

Hadi bakem muhabbetle..
Related Posts with Thumbnails