7 Haziran 2016 Salı

hüznünü sevdiğim,hoşgeldin..




Sustuğum kelimeler var sana.Sustukça cümlelere evrilen kelimeler.Gözlerinde gördüğüm hüzünse çoktan uçup gitmiş.Buna sevinmeli miyim bilemedim.. Aslında o çok sevdiğim hüznünün ardındaki seni sevmiştim.

Hayat dediğimiz o iç savaş var ya;hani galip gelmeye çalıştıkça kabuğumuzu sertleştiren,uzattığın eli kanatarak geri iten,sen bir adım ileri gittikçe üç adım geriletmek için adeta süpersonik güç gösteren hayat..

Hah işte tam da bu değiştirmiş seni.Savrulmamak için gösterdiğin direnç seni şu andaki sen yapmış.Hüzün yok olmuş ama sevginin izi kalmamış.Donuk bakışlarında beyhude ışık aramam..

Uzun bir yolculuk bu bize bahşedilen.Hayat denen yolculuk.Düştük,kalktık. Yıkılmak üzereyken direndik.Gıybet edeni pas geçtik.Mutsuz edene yol verdik. Paylaşana kucak açtık.Paylaştık,çoğaldık.Ses verdik,çoğaldık.Ses vereni dinledik, çoğaldık.Bizi biz yapan değerleri,birken bin yaptık.Ben iken,biz olduk.İyiliğin, güzelliğin,tatlı sözün,gülümsemenin iyileştirici gücünü keşfettik.İnadına çokça kullandık.Sendelemekten korkmadık,daha sağlam basarak yürümeye devam ettik ve dönüp bakıyorum geldiğimiz yola; hiçbirşey kaybetmedik.Hep iyi ki dedik...

Bir umut bakıyorum tekrar gözlerine,bir umut tutuyorum ellerini.Beyhude..

Keşkelere yer olmayan hayatımda,senin için de keşke demiyorum.Yaşadıklarımız tercihlerimizin sonucudur.Yine bir umut gözlerim gözlerinde,ellerim ellerinde olacak.

Hoşgeldin..





26 Mayıs 2016 Perşembe

Erken kalktım yine bugün.İşe gitme rutin hazırlığımın yaklaşık 2 saat sürdüğünü farkedeli çok oldu:) Üşenmiyorum.Yılların sanatçısıyım da halkımın karşısına bakımsız çıkmayayım diye sanki harcadığım bu çaba.Kediciğimin burnu boynuma gömülü uyumamdan sebep,uyanınca o da uyanmasın diye hemen kalkamıyorum bittabiii.. Hazreti yavaş yavaş uyandırmak gerek.İlk hareket radyomun açma düğmesine basmak.Yaşı benden büyük radyomun sesi de yeminle benden iyi :) Pencereleri, kapıları açıp içeriye tertemiz orman havasının girmesini sağladıktan sonra (evet resmen orman içinde bizim site.ömür bitmez burda.) hoop sahne hazırlığına.Savaş boyalarını sür,akşamdan ne giyeceğimi hazırlamama rağmen sabah ondan vazgeçip dolabın önünde bir elim belimde 'giycek hiçbişeyim yookk ' diye aklımdan geçirerek yine uçuşan etekli elbiseni giy,beslediğim sokak hayvanlarının mamalarını paketle,kediciğimin mamasını,suyunu kontrol et,çöpü kapıya çıkar,miden kazınsın hoop mutfağa bişeyler atıştır,balkona çık çiçeklerini sula,eee sahne saçım kaldı,hadi onu da hizaya getir..



Evin içinde fır dönüyorum,sanırsın 5 çocuklu çalışan kadın,hem evi çekip çeviriyor,hem de işine yetişiyor :)) 

Kızım üniversiteyi kazanıp başka bir şehire gittiğinden beri aklımca hayatımı hızlı çekim yaşamaya çalışıyorum ki yalnızlık hissetmeyeyim.Ah ne kadar meşgulüm diyeyim ki kafamda bişeyleri kurmayayım.Sabah yaptıklarımı akşam neden mi yapmıyorum? Ama şekerim çok meşgulüümmm :) Aklımca işte..

Bin şükür bugün de sağlıkla uyandım.Haydi muhabbetle ..



21 Mayıs 2016 Cumartesi




duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini. unuttururlar mı lan adama.döndüm buralardayım.haberiniz ola.. 







22 Ekim 2012 Pazartesi

bu bir Gamsız Pollyanna yazısıdır....

Hatun kişi hayal kurar,gerçekleşmesi için çaba harcar,çalışır,didinir,başarır.Tam final yapacakken maganda terörüne kurban gider.Ayıların gücü adına hayallerinden vazgeçirilir..Hikaye hatun kişinin iki büyük unlu mamuller firmasının halkla ilişkiler işini almasıyla başlar..

Kısa zamanda bir çok otomotiv,ilaç firmaları,dernek ve odaların toplu siparişlerini bağlar ve hatırı sayılır bir çevre edinir.Fakat çalıştığı unlu mamuller firmaları verilen sözleri yerine getirmeyince emeğini harcatmadan ayrılmak ister.İş yaptığı firmalara bilgi verir.Ancak onların talepleriyle bu işi kendi yapmak için araştırmaya başlar.Sanki onu beklermiş gibi oturduğu evin altında bir üretim atölyesinin artık üretim yapmayacağını, devredeceğini öğrenir.Hatun kişi atölyeyi devralmadan,denemek için bir süreliğine kiralar ve üretime başlar.

Süreç hızlı başlamıştır.Eski müşteriler artık onun müşterisidir.Siparişleri yetiştirebilmek için sabahlamaktadır hatta.Bir de usta ile kısa zamanda epey yol alır.Artık müşterileri onu ziyaret etmek istemektedir.Ancak atölye buna uygun olmadığından hem cafe, hem üretim atölyesi yapabileceği yer arayışına girer.


Bir süre sonra kocaman bahçeli bir dükkan tutulur.Doğal gaz tesisatı yaptırılır.Sanayi elektriği bağlanır.Sıra dekor için çalışmaya gelmiştir.Gündüz sipariş,teslimat,yeni dükkan alışverişi, geceleri üretim derken çok yorulur ama çok da mutludur.Kırmızı beyaz pötikareli örtüleriyle, ahşap masalarıyla,rengarenk çiçekleriyle, kocaman yemyeşil bahçesiyle tam hayalindeki kafeye artık çok az kalmıştır.

Bir akşam emlakçıdan bir telefon gelir.Dükkanına gelen (aslında ellerindeki gazeteye sarılı bıçakları baz alırsak dükkanı basan demek gerek) bir kaç adamdan bahseder.Hatun kişinin tuttuğu dükkana 150 m. mesafedeki  gevrek fırınının sahipleridir bunlar.Kendileri 15 yıldır burda faaliyet gösterdiklerini ve yakınlarında benzer bir yer açtırmayacaklarını,açılırsa sonuçlarına katlanmamız gerektiğini kibarca(!) ifade etmişler.Haa neden kibar dedim,canlarım benim bana da selam etmişler :))

Hatun kişi cabbar.. Umurunda olmadığını söylemiş.Hastane çevresinde kaç eczanenin yan yana olduğunu, her yerde kaç kuaförün,marketin,emlakçının dip dibe olduğunu hatırlatmış.İş yapmasalar onlarda bu kadar yakın olmazdı.Ayrıca onlar fırın.Gevrek,boyoz bir de plastiğe benzeyen kurabiye ile pastamsı bir şeyler yapıyorlar. Biz butik pastaneyiz kardeşim.İki okula da yakın bir lokasyon olduğundan öğlenleri yemek de olacak.Hedef kitlemiz firmalar zaten, perakende satış dükkanın giderleri için.Hem siz koskoca fırınsınız.Küçücük pastaneden mi korktunuz yahu ?...

Çalışmalar devam eder yeni dükkanda..Ama tacizler de.. Emlakçı yetmez Almanya'daki dükkan sahibi bulunup tehdit edilir.'Bu dükkan açılmayacak' denir.Dükkan sahibi de direnir.Emlakçı,dükkan sahibi, fırıncılar magandası ve hatun kişi arasında orta yol bulunmaya çalışılır.Fırıncılar magandası bastırır.Sadece yemek yapacaksan açabilirsin.Hatun kişi bastırır.İstediğimi yaparım senden mi izin alıcam? Emlakçı bastırır abicim sizde gevrek,boyoz var.Bunlar zaten firmalara toplu satıyorlar.Dükkan sahibi bastıramaz.Kızım acaba vaz mı geçsek???

Aracılar girer devreye.İzmir'in büyük fırın sahiplerinden lafı sözü dinlenir bir kaç tanıdık, akraba.. Onlara da daha önceki icraatlerinden örnekler vererek tehditler savurulur  ( artık detayını vermeyeyim).Hatun kişi şaşkın, çaresiz.Yasal yolları aramaya başlar (şiddet gördüğünü,ölüm tehdidi aldığını beyan edip şikayetçi olan kadına koruma sağlayamayan,öldükten sonra da ''aaa öldü''deyip başka bir şey yapamayan adalet sistemindeki yasal yollar yani !!!).Görür ki şehirde orman kanunları geçerlidir.Kendisinden geçer kızı için endişelenir.

Gamsız Pollyanna yanını devreye alır.Her işte vardır bir hayır.Belki de zamanı değil.Bu bir işaret.Belki de açılırsa dükkan, zarar edilecek.Belki,belki belki...


Yeni başlangıçlar Hatun kişinin yüksek lisans yaptığı alandır.Atölyeyi kapatır.Sürekli müşterilerinin siparişlerini evde yaparak temin etmeye çalışır ve tabi kendine masa başı bir iş bulur.Bahçe içinde bir siteye taşınır. Hayallerini ceplerinde saklamaya devam eder...

.....

4 Şubat 2012 Cumartesi

hadi bakalım...



Diyorum ki kendi kendime; ne zaman bu kadar uzaklaştık birbirimizden,hangi arada oldu da ben farketmedim? Yoksa gözüme gözüme soktunuz da herşeyi ben mi konduramadım,görmezden geldim..Çağa adapte olamıyorum da bile bile inkar mı ediyorum yoksa ben..Özlüyorum, sokaklarda oynayarak büyüyen son neslin bir ferdi olarak, samimiyeti, komşuluğu, arkadaşlığı,en önemlisi saygıyı..

Konserve kutusunda gibiyiz apartmanlarımızın içinde,gömüldüğümüz dairelerimizde.Göz temasından bile korkarak yaşıyoruz sanki ne fena.Çok sıkıldım alıp başımı gidesim var köyüme..Dürtüyor sanki beni yine şeytan 'korkma,baştan  yarat yine hayatını' diye..Yoruldum diyorum yahu dürtmesene.

Ama sonunda hayalimi gerçekleştirebileceğim için pır pır içim.Diğer tüm hayallerimi de içine yerleştirebileceğim bir kafe açıyorum yakında.Masalarında kırmızı beyaz kareli örtülerinin olacağı sıcacık bir mekan olacak kısmetse.Çevremdeki tüm bu ruhsuz bedenlerin samimiyetsizliğine inat hem de..Kendi yaptığım kurabiye ve pastaları da satacağım ne güzel ..

Şeytanın dürtmesine ne gerek.Al yine dürttüm ben kendimi.Hadi bakalım durmak yok,yola devam..

Muhabbetle...

10 Ekim 2011 Pazartesi

n'oluyo bakim burdaaa..?


Vay canına sayın ve çok sevgili bloggerlar..Tam tamına 264 gündür bir harf çiziktirmemişim sayfama.Bak ne kadar yoğun yaşıyorum hayatı peh peehh..Artık bir yerde dur gari diyor iç sesim kendime.Maymun iştahım mevcut düzenden sıkılıp daha ne var acaba arayışlarından bir sıyrılabilse olacak da, henüz başaramadım.

Ama ucundan yakaladım yine sanırım hayatı.Bu baki kalacak zannımca.Yeni işim,yeni evim,kızımın yeni okulu..Ha tabi unuttum söylemeyi döndüm gari İzmir'e.Köyümden şehrime.Bu da yine yeni bir düzen kurmak gerektirdi tabi ama şükür iyi gidiyor.İşim sürekli sahada olmayı gerektirdiğinden gün içinde bilgisayar kullanma sürem çok az.Evde de artık bilgisayar internet neyin istemeyince,farkında olmadan uzamış sayfamla iletişim sürem.

Düşünüyorum da blog sayfamı hep içimi dökmek için kullanırdım.Bu süre içinde galiba biraz içime kapanıp,çevremde görüştüğüm insan sayısını da azaltmışım. Yani yine detoks ve arınma süreci..Yoruldum leyn,vallahi yoruldum.Yaş ilerledikçe mi olur bu sadeleşme isteği bilemedim ama sıkılmadım yeminlen.

Sevgili H'ye kırgınım.Bak deyiverdim de burdan.

Mayamı,ateşböcükümü,zeugmamı,aslımı,jivagomu,fırtına kuşumu,sufimi,avram ustamı,gülsen hocamı ne çok özlemişim okumayı..seviyorum ben sizi.çok özledim vallahi..

Kitap okumak istemediğimde beni tek keyiflendiren işti blog okumak.Hadi bakem rast gelsin de hep olalım inşallah buralarda...

Muhabbetle efenim :))

19 Ocak 2011 Çarşamba

bildim gideceğini..

Sevgili H.,
Gözlerim şişti sabah kalktığımda.Dün gece çok ağladığımdan zannımca.
Ağlamak güzeldir derler ya,aslında ondan ağladım ben.Güzel mi diye merak ettim.Gözpınarları temizlenirmiş.Böğürerek ağlarsan ciğerlerin de genişlermiş. O kısmını test edemedim.İçin için ağladığımdan zannımca.
Ama güzelmiş,anladım.Gözlerim de daha seksi bakar oldu sanki böyle..

Biliyorum üzüldün sen de.Tamam sorun yok,merak etme dedim ben sana
 ama di mi?Sen iyi ol yeter ki..

Ansızın gelivermiştin diyemiycem.Çünkü ben süzülerek girdim hayatına.
Açtın kapılarını sen de hesapsızca. 'Sultan'ım,bekliyordum' dedin.Beni buyur ettin.Üç kişilik okeyine dördüncü oldum ama okeyi dışarı vurmayı bir türlü beceremedim.Güldün sen de hep bana.'Ah Güüll,ne tatlısın sen'dedin.
Piki'lerimi savurdum ben de havaya hep senin için.

Paylaşmak değil midir hayat?Paylaştıkça çoğalmaz mıyız?Yok,değilmiş.
Peki ben bu yanlışın neresindeyim?Aslında yanlışın ta kendisiyim.
Ya da yanlış olan zamanın tam da merkezindeyim.

Sevgili H.,
Yine bir dönüm noktasındayım hayatımın.Radikal kararlar almak üzereyim.
Belki yine yeni bir başlangıç için. Ondandır sanırım hassasiyetim.
Ama sen bunu bilirsin.Çünkü sen bendesin.Bedenime dar ruhumun ne yorgun olduğunu bilirsin.Ve şimdi bir elim çenemde,gözlerim yanıyor hala,
sanırım içim de acıyor,senin gidişini seyrediyorum.
Gitmek yoktu,uzun,keyifli sohbetlerde..Sen giderken farkettim dizlerimin üzerindeki ellerimi.. Gitmeyi saklamışım avuçlarımın arasında,üzerini de ustalıkla örtmüşüm..Yine var olanı yok saymışım, bildim..
Ama üzülme,dedim ya,şimdi tam da dediğin gibi,
küçük bir kız çocuğu gibi,
ben yine de çok seviyorum  seni..

13 Ocak 2011 Perşembe

içimin sesi..


Biliyorum ordasın.
Bütün kaprislerime,mızmızlanmalarıma rağmen,ordasın.
Uzatsam elimi peki, dokunabilir miyim ki? 
Yok.Ama ordasın..

Ve şimdi kağıt kesiği gibi yokluğunda hissettiğim.İncecik bir sızı..

Bizi seçimlere zorlayan bu hayata şükür mü etmeliyim şimdi? 
Bilemedim..

11 Ocak 2011 Salı

günaydın,yıl bitmiş.. huuhaahha ..

Eee n’oldu şimdi? Bitti mi yani 2010? 11 gün olmuş daha yeni fark ediyorum billahi.Accık daha kalaydı,tadına doyamadım sanki.Zaten gittiğini de anlamamışım baksana.Hiç fark ettirmedi.Benim için kutlanası bir gün olmayan 31 Aralık’a dair hatırladığım hop hop,kop kop modunda insanların 3-2-1 diye ritmik şekilde bağrışmalarıydı.Bak bunu fark etmişim!

Fotoğraf makinesi istiyorum ben en objektiflisinden.
Sevindirmek isteyen olursa hani şu garibi diye,ondan deyiverdiydim.
Sağlık,huzur ve aşkı ben isterim zaten.İstersem o beni bulur..Bilirim..

‘’Sevgili Ayşegül,
İlk defa bir ödül kazandım..Ben de senin gibi sevgi pıtırcığı modundayım.
Aşure dağıtır gibi ödül dağıtıyorum.Bir kase de sana ayırdım.
Afiyet,şeker,bal olsun .
İyi seneler,sevgiler . ‘’
Yenmez mi şimdi bu aşure? Sevgili İzdüşümler’in kendi gibi sıcacık notuydu bu.Benden de gülümseten bloglara gitsin o zaman.Ne diyoruz? Seviyoruz.
En bi çok seviyoruz.. Yetmiyor sevgi pıtırcığı oluyoruz.
Hadi bakem afiyetle.


en bi kişiye özel not : maya'm, seni çok sevdiğimi söylemiş miydim ?

17 Aralık 2010 Cuma

seviyorum uleeyynn ...

Şehre indim dün .Aşırı yağışın etkisiyle şehir içinde 20 dk da gidebileceğim yolu bir saatte alabildim.Burdan birkaç selam göndermek,çok sevgili yurdum insanlarının bir kısmını anmak istiyorum.

-Kaldırımda yürüyen sade ve sıradan bir vatandaş olan şahsıma,bu trafikten nasıl çıkacaksa,yanımdan hızla geçerken tüm su birikintilerini üzerime keyifle boca eden belediye otobüsü şöförüne,

-Henüz  bir ayağımı atıp oturmaya çalıştığım arka koltuğun kapısını bile kapayamadan bir ayağım da dışardayken hızla hareket edip canıma kasteden taksi şöförüne,

-Geniş kaldırımlarda bile şemsiyesini bir silah gibi kullanan,yanından yöresinden geçenin gözünü çıkarma,saçına takılarak koparma girişimlerinde bulunan halkıma,

-Kızıma tayt,çorap benzeri şeyler almak için girdiğim dükkanda,defalarca 'SİYAH' renk olmalı dememe rağmen ısrarla,koyu kahve,çikolata kahve 
ve türlü versiyonlarını vermeye çalışıp saçlarımı tavana doğru dikebilen tezgahtar hanım kızımıza,

-Faturamı ödemek için girdiğim GSM bayinin kapısında, yağmuru had safhada yediğinden tam kapıyı açtığımda yırtılıp içindekiler de yere dağılan karton torbama ve bana, ufosundan yeni inen bir uzaylıymışım gibi  bakmayı 
tercih eden bir avuç yurdum insanına,

-Aynı Gsm bayinde,ilk şoku atlatıp işlerine kaldıkları yerden devam eden insancıklardan,personel olanını seçip bir poşet rica ettiğimde bana verdiği 
mikro boyutlardaki poşet için lütufta bulunur gibi davranıp bir de üzerine 
'başka yok' diyen satış elemanı hanım kızımıza,

-Araç kullanırken,bir yandan da telefonda,akşam rakı muhabbeti için kandırmaya çalıştığı arkadaşına en kibar argo lügatıyla hitap eden,bir 
yandan da bağrı yanık arabesk şarkıları çalan radyonun habire sesini 
açan minibüs şöförüne,

Selam olsun,en bi selam olsun inşallah :)) 
Sizleri,hepinizi çok seviyorum.
Valla bak ...

Ama ben yarım günlüğüne geldiğim şehirde,iki arada bir derede tarçınlı kek ve dereotlu poğaça yapan canım annemi, geldiğimi duyup arka arkaya arayan,
gel bi kahve içelim deyip içimi ısıtan dostlarımı,işten izin alıp yanıma gelen hasretle sarıp sarmaladığım biricik kuzenimi de çok seviyorum.

Yağmurda ıslanmayayim diye gelip beni alan çalışma arkadaşlarımı,
evime döndüğümde ellerimde torbaları görüp,koşarak gelip alan komşu çocuklarını,eve girene kadar yanımdan ayrılmayan sokak köpeklerini,beni 
kapıda karşılayan canım kızım ve Yumak'ımı da çok seviyorum.
Köyümü de çok seviyorum.

Bu ne yaman çelişki anneee..Valla bak hepinizi çok seviyorum :))

10 Aralık 2010 Cuma

hoşgeldin..

Sıcak bir gündü.Kasım ayının sonlarına gelmemize rağmen sıcaktı.Sahil kasabalarında daha geç mi gelir kış? İlk kışım olacak burada.Bilemedim..

Yine,yeniden,inatla günleri birbirine ekliyorum.Hergün diğerinden farklı olsa,farklı yaşansa keşke diyorum.Çokça başaramıyorum.
İşime hergün farklı yoldan gidiyorum.
Tanımadığım insanlara yanımdan geçerlerken gülümseyerek selam veriyorum.

Çok fazla özel soru sormasından rahatsız olduğum,her sabah gevrek (İzmir'li olmayanlaradır bu not; gevrek=simit:)), boyoz aldığım fırında çalışan tezgahtar kıza farklı gözle bakmayı deniyorum.Samimiyetin ayarsız hali zannımca.Kötü niyeti yoktur eminim.Onu kırmadan bana hissettirdiklerini anlatıyorum.Rahatsız oldum.Bilmen gerekmiyor bana dair birçok şeyi diyorum.Üzülüyor.Gözleri doluyor.Beklemediği bir tepkiydi sanırım.Kendisinin de iki çocuğuyla yalnız yaşadığını öğreniyorum.Kısa bir konuşmanın ardından birbirimizi anlıyoruz.İkimiz de yanlış anlaşıldıysak eğer diye birbirimizden özür diliyoruz.Ne tuhafız..Yalnızlıktan şikayet eder,yeni insanlar tanımaktan da korkarız.Kendime mi söyledim ben şimdi bunu.Bilmem ki..

Sıcak birgündü işte.Kasım ayının sonlarına gelmemize rağmen sıcaktı.Eski bir taş ev olan ofisimin kapısı açık.Hızla büyüyen pembe begonvilin çiçekli dalları kapımın üzerinden sarkıyor.Hareket var hala arnavut kaldırımlı taş sokaklarda..



Kapıdan hızla giren davetsiz bir misafirim var.Kimseye aldırmadan içeri dalıveriyor.Bu nasıl şeker bir şey böyle.Minicik bir kedi..Kucağıma aldığım gibi karşımdaki dükkana 'Mutluluk Atölyesi''nde geleneksel el işlerini yapıp sergileyen Ayşe Teyze'ye gidiyorum.Evinde,bahçesinde 11 kedisi var çünkü.Kediniz bana kaçtı diyorum.'Ama bu benim kedim değil ki'..Eee kimden,nerden kaçtı bu bidik? Patisiyle parmaklarımı tuttu, bırakmıyor.Yetmedi kucağımdan omuzuma tırmanıp bebek gibi başını yaslayıverdi.'Yuvası sen ol' dedi Ayşe Teyze..O daha bebek.Sokakta ölür.'Ama ben hiç hayvan 
beslemedim ki..'.'Ben sana yardımcı olurum'..'Ah kıyamam sana beenn'..

Artık evimizin yeni üyesi YUMAK.. Bir kızım vardı,bir de oğlum oldu..

Sıcak bir gündü.Kasım ayının sonlarına gelmemize rağmen sıcaktı. Monotonluktan şikayet edip,burda başka ne yapılabilir acaba derken,Yumak için yeni bir düzen oluşturduk evimizde.Ona özel sepet,minder kombinasyonu yapmamıza rağmen kendileri sandalye minderinde uyumayı tercih ediyorlar.Saygı duyuyoruz efenim.

7 Aralık 2010 Salı

az bir sitemle..

Hatun kişi,renkli bir kişilik olarak tanımlansa da çevresindekilerce,o uçuk,
hafif kaçık hallerini paylaşmazdı herkesle.Onun o mesafeli halleri saklardı delişmenliğini.Bilseler belki sömürürlerdi vampir ruhlar onun kirlenmemiş ruhunu..Yazardı hatun kişi hep.Kısa kısa,uzun uzun..Çantasında hep bir kitabı,biterse kalakalırım ortada diye yedek kitabı,rengarenk kaplı bir büyük,
bir küçük defteri.. Gözlemler hep etrafını,hafızada kaydeder,defterciklerinde kaydeder,kirlenirse temizlesin diye ruhunu..Yazmak iyi gelir ona.. Arınır,dökülür,silkelenir hatta..Burda yazsana der birgün arkadaşı ona..Blogda..O ne ki? Web günlük..Haaa..

Keşif başlamıştır artık kendince.Hep söylenir kendine maymun iştahlısın işte diye.Bundan da sıkılır çünkü..Kurallara hep isyan eden ruhu,bunu da zorunluluk gibi hissedip kendiliğinden reddeder,uzaklaşır kimi zaman..Ama deftercikleri yine hep yanında. Arada uğrar blog denen küçük dünyasına.

Yine sıkılır hatun kişi birgün..Değiştireyim bari der bu sayfanın görüntüsünü.Belki daha çok severim.Hadi bakem bismillah  2784 blog teması inceler sabırla.Iııh bu değil,aaa bu olmaz,eee bu hiç değil.La havle bu ne sabır..Tamam bu fena değil.Nerdendi şimdi bu..Hıım galiba burdan.Du bakim tıkla şunu.İndir.Taşı şimdi oraya. Tamam şimdi kaydet.Bak bakem oldu mu..

Nasııı yanii !!! Eeee nerde bu sayfa..Uçmuş..

Biricik blogu,üstün beceriksizliği ve teknoloji özrünün  katkılarıyla sanal alemin derinliklerine itinayla gönderilmiştir artık.Kendileri şimdi uzay boşluğunda kimliksiz şekilde bir oraya bir buraya savrulmaktalar.
Her zamanki gibi imdat kolu çekilir ve canım arkadaşım dediği,biricik dostu Ümit'e yaşlı gözlerle haber edilir.Kankan yine başardı Ümit'im.Heya heya heyamolaaa..
Sen misin bana burda yazsana diyen.Al toparla bakalım şimdi.
Senin görevin (lütfen Görevimiz Tehlike müziği) canım blogumu uzayın derinliklerinden bulup çıkarman ve ona yeni bir kimlik ve görünüm kazandırman..
Bu kayıt 5 sn. sonra kendini imha edecek..

Ümit'in o iş yoğunluğunda bir de hatun kişiyle uğraşması sürerken,hatun kişi kendinden son derece emin blog arkadaşlarının,İZLE sözcüğünün altında gruplaşıp da aslında bal gibi izlemeyenlerin kendini ne kadar merak edeceğini düşünür.Bir avuç kıymetlisi vardır zaten.Onlar da mail falan atar,bişey yapar,yahu nerdesin sen der diye bekler,bekler,bekler,bekler...

Beklemese mi acaba? Herkesin işi,gücü,kendince telaşı,yaşamı var..
E tabi canım bencillik etme sen de..
(lütfen Belgin Doruk tonlaması)

Derken Ümit'in güzel haberi gelir.Helal miii? Helaaalll..Canım benim,biricik arkadaşım sana tüm blog aleminin huzurunda teşekkürü bir borç bilir yanında minnetlerimi de sunarım.Varol,nurol..


Eveeett nerde kalmıştık? Yeniden başlayalım bence..Daha az ümit ederek,bekleyerek ama.Defterin dolmasın artık hatun kişi.Al sana defter en çizgisizinden.Ama unutma kendin için,daha az ümitle..

Hadi bakem muhabbetle..

23 Kasım 2010 Salı

hiç karamsar değilim ...

İçinde hayallerimi,kocaman gülümsememi,samimiyetimi,papatyalarımı, 
demli çayımı,şekerli kahvemi,umutlarımı, saflığımı, kırılganlığımı,masallarımı,yalnızlığımı,dualarımı sakladığım gemim 
karaya oturdu..

Baktığında benim,aslında hiç kimseyim..
Üzgünüm,asiyim ve sanırım sizden değilim..



'Sevdiğim işi yapmak istiyorum' diyen kızımın gelecek kaygılarını 
taa içimde hissediyorum.
Ne demeliyim?

-İyi kazanabileceğin bir işi,sevdiğin işe tercih etmelisin(mi?)..
-Bu ülkede böyle bir lüksün yok ne yazık ki..Tercih yapmalısın(mı?)..
-Sanat,müzik yaparak hayatını idame ettirmen çok zor(mu?)..
-İnsan konservesi büyük binalarda,hafif itişerek,çokça savaşarak,ittifak kurmadan,fırsatları kollayıp yırtıcı bir kaplan gibi avına kenetlenerek, 'ilerle,başar,hadii' nidalarıyla,bir süre sonra robotlaşarak iş hayatında
kalıcı olup yükselebilirsin(mi?)..
-Hiç açılmayan camları olan,sağlam,tek kişilik bölmeli ofislere sürüye 
katılarak ilerlemelisin.Kısıtlı ve samimiyetsiz gülüşlerle,bilgisayar 
ekranlarınızın ardında işe koyulmalısın.Gittikçe uzaklaşarak insanlardan,
daha az kelimeyle,daha azalan seslerle konuşarak hem de.
Artık bir ruh değil,bedenden ibaret olarak hem de(mi?)..

''Elbette yapmak istediğin iş olmalı hayatında.Severek yapmalısın ki iş,
yaşamak için amacın olmasın.Keyif alman için hayattan iş,aracın olsun.Karamsarlığa gerek yok.Yeter ki iste.O senin olsun.''
Neden olmasın ki :))


Giderek hissizleşiyoruz.Prozac toplumu oluyoruz zannımca.Acıyla başedemiyor,zorluklara direnemiyoruz. Kaçışımız,sığınağımız  bu sentetik ilaçlar.Suni iyilik hali..Duydukça üzülüyorum..

Oysa kök salmamak,köksüz,bağsız olmak,esintiye göre 
yol almak mümkün olsa..

Hayalsiz kimsecikler değil,ruhunda masalları yaşatan bir nesil yetişse..

Hatta bütün dünya buna inansa,bi de hayat bayram olsa :))

11 Kasım 2010 Perşembe

taş,kağıt,makas...

Kitaplığınızın karşına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız yada hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu! 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin.
Kuralları da var..
Mim Kuralları: 
- Mimlenenler mimi cevaplamak zorundadırlar, mim bozulamaz.
- Mimin bozulması teklif dahi edilemez.
- Mim yalnızca 3 kişiye gönderilebilir.
- Karşılıklı mimlemeler yasaktır.
- Mim, her bir blog için sadece bir kez cevaplanabilir.
- Mim kurallarının ilk 6 maddesi değiştirilemez.


Taşınırken kitaplarımın çok küçük bir kısmını getirebildim.Kitaplığımda ellerimi gezdirdiğimde,parmaklarım bu kitabın üzerinde durdu.D&R 'da kendimi kaybettiğim zamanların birinde edinmiştim bu kitabı.Yeni bitirmiş olmamdan mıdır bilmem ama etkisinde kaldığım bir kitaptır.Jodi Picoult'un okuduğum ilk kitabı.
Dolayısıyla genel yazım tarzı konusunda yorum yapamayacağım.

Kitap bana 'Yeşil Yol' filmini hatırlattı okurken.Çokça dini sorguluyor yazar.İncil'den yapılan çok fazla alıntı ve din konusunda çok fazla detay verdiğinden,bu kısımlar çok akıcı geçmiyor.Bazen bir paragrafı bir kaç kez okudum bu yüzden.
''Hayatınızdaki en önemli varlığın kurtulması adına, hayatınızdaki en büyük düşmanınızın son isteğini yerine getirir misiniz?''
Kitabın konusu bu tema üzerine kurulmuş.Ben elimden bırakamadım bitene kadar.İster istemez anneliği,mahkum haklarını,dini,hayatı sorguluyorsunuz.
Mim konusu olan 55.sayfadan bir paragrafı paylaşayım.

''Her ayın ilk cumartesi günü bedava masaj,yüz bakımı veya pedikür için ben de annemin spa'sına giderdim.Ancak işin kötü yanı,sonrasında annemle öğle yemeği eziyetini çekmek zorunda olmamdı.Bunu rutine bindirmiştik.Egzotik meyve aromalı buzlu çayımızı aldığımızda artık 'neden hiç aramıyorsun?' faslını geçmiş olurduk.Salata menüsünden bir 'sen beni büyükanne olamadan gömeceksin' alırdık.Ana yemek -gayet uygun bir şekilde- kilo problemlerimdi. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama elbette tatlıya hiç geçilmezdi.''

Ve kitapta çok sevdiğim iki cümleyi de paylaşmadan geçemiyeceğim.

''Tanrı'nın bana başa çıkamayacağım birşey vermeyeceğini biliyorum.Yine de keşke bana bu  kadar fazla güvenmeseydi.' Rahibe Theresa

''Ruhun ölümsüzlüğünün kanıtlarından biri de yüz binlerce insanın buna inanmasıdır.Gerçi onlar dünyanın düz olduğuna da inanmışlardı' Mark Twain


beenmaya

4 Kasım 2010 Perşembe

benden...

Homurdanmayı bıraktım epeydir.Didişmiyorum kendimle.Sorgu,sualleri de bitirdim zihnimde.Malzeme budur deyip kabulleniyorum her durumu.Garip bir tevekkül hali.Durup dinliyorum kendimi.Tepkisiz mi olunur böyle bilemedim.Bak yine sormaya başladım.Doğru mudur acaba olduğu gibi kabullenmek her durumu?Anarşist ruhumu mu öldürüyorum böyle?

Şehre iniyoruz kızımla ayda bir kere.Ne güzel tanımlamadır bu yahu.
'Şehre inmek'.Hep isterdim bir sahil kasabasında bahçeli bir evde yaşamayı.Bahçeli kısmı tutturamadım ama nihayet sahil kasabasındayım.Alıştım sanırım sakin hayata.Daha iner inmez yoruyor 
şehrin gürültüsü,kalabalığı beni.

Gitarımı çıkardım kaldırdığım yerden.Ne büyük haksızlık etmişim ona da, kendime de..Onun melodilerle hayat bulmasına, benim de kendimi mutlu etmeme engel olmuşum.Şimdi bütünleşiyoruz hasretle..

Bir de köpek cenneti burası.Onlar için cennet midir emin değilim tabi.Çoğu bakımsız ve sürekli kaşınıyor.Ne vicdansızlıktır.Evine aksesuar alır gibi yaz döneminde köpek edinip sonra giderken sokaklara terketmek.Her mahallenin 
bir kaç köpeği var.Hepsinin kendi çapında mafya olduğunu keşfetmek zor değil.Asla birbirlerinin bölgelerine giremiyorlar.Hemen karşı saldırıya geçip kendi mahallesinden çıkarıyorlar diğerini.Bizim sokaktakileri besliyoruz sürekli.Nasıl bir bağlılıktır bu.Kapıdan çıktığımdan itibaren gideceğim 
yere kadar bana eşlik edip dönene kadar da bekliyorlar.
Mahallemizin kızı raconu bu galiba .:)

Tek sorun pahalılık sanırım burda.İhtiyacınız olan bir şeyi şehirden almak en mantıklısı.Bir de çevre temizliği. Çöpleri alan belediye görevlisine 'bi dakka içerde de atılacak koliler var,getireyim' dediğimde ilgilenmedi bile. Cevapsa tam Türk tipi : 'kalsın abla,yarın bakarız'.. Oysa üç günde bir alıyorlar çöpleri..Bir ara belediyeye gidip konuşmak gerek..

Kelimelerimi biriktiriyorum bir süredir.Bir öykü denemem var  
üzerinde çalıştığım.Tamamen yoğunlaşmak mesele..
Biraz ilerleyebilsem sonu gelecek de..işte..

En çok da kitaplarıma geri döndüğüme seviniyorum.Uzun süredir okuyamıyordum yoğunluktan.Çantamdan eksik olmuyorlar şimdi.Bankada 
sıramı beklerken bile çıkarıp okuyorum.Beni hiç terketmeyeceğini bildiğin sevgilim gibi ilişkimiz.Ciddi düşünüyoruz :)

Bekleyen bir mimim var sevgili  Vişnє çüяüğü'nden gelen.Mim konusu kitaplar olunca pek hoşuma gitti. Coming soon bu sayfada olacak inşallah..

Muhabbetle efenim..

22 Ekim 2010 Cuma

küçük şeyler..




Küçük bir beden, çoğu kez büyük bir ruha yataklık edermiş.
 Ufak balıklar daha lezzetli olurmuş.
 Ateşe küçük odunlar atılırsa alevler artarmış, 
büyük odunlar alevi  söndürebilirmiş.
 Her küçük şey mutlaka bir işe yararmış.
 Sağanak dediğimiz, küçük damlalardan ibaretmiş.
 Ufacık bir yağmur,kocaman bir toz bulutunu yok edebilirmiş.
 Muazzam bir aydınlık, küçük bir delikten görünebilirmiş.
  Küçük bir saman çöpü, rüzgarın yönünü gösterebilirmiş.
 Bütün bir hasat,bir kıvılcım yüzünden elden gidebilirmiş..
 Büyük bir geminin batmasına, küçük bir delik yetermiş.
 Çok veren malından, az veren canından verirmiş.
  Yükte hafif olmak, pahada ağır olmaya engel değilmiş.
 Deve büyükmüş ama ot yermiş, şahin küçükmüş ama et yermiş.
 İnsan küçük bir adama iyiliği dokunduğu zaman cömertliği öğrenebilirmiş.
 Büyük adama iyilik ederse öğreneceği şey, ızdırap olurmuş.
  Büyük makinaları küçük çarklar çalıştırırmış.
 Büyük adamın büyüklüğü devam ediyorsa bunun sebebi; onun küçük 
adamlara gösterdiği özenmiş.
 Bazen büyük bir AŞKI başlatan, küçük bir gülümseme imiş.
  Büyük yazıları yazmak için küçük noktalar, virgüller gerekirmiş.
 Simite lezzetini veren küçük bir susam tanesi imiş.
 Ulu bir çınarın veremediği kokuyu,küçük bir papatya verebilirmiş.
 Büyük paralara alınan hediyelerin sağlamadığı mutluluğu, 
küçük bir BAKIŞ sağlayabilirmiş.
 Küçük sevinçleri bilmeyenler, büyük keyifler yaşayamazmış.
 
 Öyleyse 'küçük' deyip geçmeden önce, ne kadar 'büyük' sonuçlara
 varabileceğini düşünelim. Küçük bir damlayı, bir gülümsemeyi, noktayı,
  virgülü, bir ağacın dibinde biten gülü, bir susam tanesini, sevgilinin
 sesini hafife almayalım. Küçük dediklerimizin aslında ne kadar büyük
 olabileceklerini, onların yokluğunu beklemeden fark edelim. Çünkü
  yanımızdayken değerini bilmediğimizi, bildiğimizde bulamayabiliriz.
 
 Çıkınınızda; küçük bir gülümseme, bir yağmur damlası, bir papatyanın kokusu,
 üç noktanız, unutulmaz küçük bir anınız hep olsun. Küçük de olsa varsın
 olsun. Çünkü o küçük çıkınlar nasılsa bir gün, büyük denkler olacaktır.
 Yeter ki, sabretmeyi ve biriktirmeyi bilelim küçük küçük....
 
Fuzuliye Sormuşlar : Sevmek Mi Daha Güzeldir, Sevilmek Mi ?
Sevmek Demiş...Çünkü, Sevildiğinden Hiçbir Zaman Emin Olamazsın !..

Güzel bir gün dileğimle

____ ALINTIDIR ___

19 Ekim 2010 Salı

seviyorum seni yaaa ...



"-Oof dedi.
-Ne oldu? dedim .
-Hiiç dedi.
-Herseyi bırak gel benimle dedim.
-Olur...mu ? dedi.
-Topu topu bi tabak fazla koyarız soframıza dedim.
-Olmaz dedi.
-Neden? dedim.
-Aynı tabaktan yeriz dedi.
Bir daha Sevdim.."


KÜÇÜK İSKENDER

14 Ekim 2010 Perşembe

mim şeysi ...

''Şimdi efenim mevzu tam olarak şöyle; yaşadığımız tüm sıkıntıları geride bırakıp, sevmediğimiz insanlardan, yapmaktan daral gelen işlerden uzağa bir tatile gidiyoruz. Bizi yolcu etmeye gelmiş üstelik gıcık olduğumuz herkes. Alayına çalımlı bir bakış fırlatıp arabamıza bindikten sonra, geride kalanları çatlatırcasına müziğin sesini sonuna kadar açıp, tozu dumana katarak oradan uzaklaşıyoruz.''

Serüvenci'nin mim şeysidir efenim bu satırlar..Bize de yerine getirmek düşer..


Arabam illa ki Cadillac olsun..Siyahı olsaydı daha iyi olurdu ama,
şoför mahallindeki er kişinin de kalması kaydıyla bunu da kabul edebilirim :P




Şarkımı beni mest eden sesiyle Joe Cocker deyiversin.
En 'Unchain My Heart'ından tabii ..





Unchain My Heart

UNCHAIN MY HEART BABY LET ME BE
CAUSE YOU DON'T CARE PLEASE SET ME FREE

UNCHAIN MY HEART
BABY LET ME GO
UNCHAIN MY HEART
CAUSE YOU DON'T LOVE ME NO MORE
EVERY TIME I CALL YOU ON THE PHONE
SOME FELLA TELLS ME YOUR NOT AT HOME
UNCHAIN MY HEART SET ME FREE

UNCHAIN MY HEART
BABY LET ME BE
UNCHAIN MY HEART
CAUSE YOU DON'T CARE ABOUT ME
YOU GOT ME SEWED UP LIKE A PILLOW CASE
BUT YOU LET MY LOVE GO TO WAIST
UNCHAIN MY HEART SET ME FREE

I'M UNDER YOUR SPELL
LIKE A MAN IN A TRANCE
YOU KNOW DARN WELL THAT I DON'T STAND A CHANCE
UNCHAIN MY HEART LET ME GO MY WAY
UNCHAIN MY HEART YOU WORRY ME NIGHT AND DAY
I LIVE A LIFE OF MISERY
AND YOU DON'T CARE A BAG OF BEANS FOR ME
UNCHAIN MY HEART SET ME FREE

SOLO

I'M UNDER YOUR SPELL
LIKE A MAN IN A TRANCE
YOU KNOW DARN WELL THAT I DON'T STAND A CHANCE
UNCHAIN MY HEART LET ME GO MY WAY
UNCHAIN MY HEART YOU WORRY ME NIGHT AND DAY
I LIVE A LIFE OF MISERY
AND YOU DON'T CARE A BAG OF BEANS FOR ME
UNCHAIN MY HEART SET ME FREE


Napıyomuşuuzz ; tozu dumana katarak uzaklaşıyomuşuuzzz ..

11 Ekim 2010 Pazartesi

bana bizi anlat sevgilim..


Elim varmıyor sensizlikte seni yazmaya...
 Dışardan gelen sesler içinden ayrımsıyorum birlikte dinlediğimiz şarkıyı.. 'Aşk mümkün müdür hala?'.. Kitabımı alıyorum elime,sarı sayfaların her satırında seni okuyorum sessizce.Gece bitmek bilmiyor,sabahlar gecikiyor artık bana. Hissettiğim neden öfke? 
Yok değil,inan değil, yeter ki bil sen.. 
Sana geç kaldım ben..

Aslında dilim varmıyor sensizlikte seni konuşmaya.. Olsan yanımda,şu anımda,günü hiç bitirmesek mesela, yürüsek,benim o sevdiğim eski Rum evlerinin olduğu sokakta,üşüsek sonra sarılsak,Agop amcayı görsek yine evinin önünde,evde kendi yaptığı şaraptan alsak.. Keşke..

Söz vermiştim sana biliyorum.
Gidişlerin ağlatmayacaktı artık beni..
Ama sevgilim,seni konuşmadık,bizi konuşmadık daha.. Bu gidişin yoktu hesapta.. Söz vermiştim sana,
senin sevdiğin çiçeklerle geliyorum hep sana..
Dilimde artık sana dualarım,sana özlemim.. 
Nurlar içinde yat sevgilim..

5 Ekim 2010 Salı

ANLAR.. ' 'Jorge Luis Borges'ten..''


Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım....
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum.
ÖLÜYORUM.

29 Eylül 2010 Çarşamba

neyleyim parayı pulu,ben,ben olmadıktan sonra ...

Bakamıyor musun yoksa gözlerime? Utanıyor musun yoksa?Yok canım mümkün değil.Tanıyorum çünkü seni. Yalnız değilsin aslında.Etrafındakilerin mutsuzluğundan nemalanan sayısı az değil.Bu da onların mutluluk kaynağı.Aslında sen daha iyi bilirsin.Bana sorma..

Malzeme çıkmadı mı burdan sana? Hadi canım mümkün değil..Gözlerini kısıp,tarayıcılarını açtın mı tamamdır. Bugünkü beslenme malzemen işleyip dağıtman için iki gün yeter sana..

Yükselmek mi derdin? Eee atsana iki omuz darbesi.. 
Bütün yollar açık sana..

Ah be canım..Devir senin devrin..
Biz çok saf salak kalıyoruz yanında.. 

Olsun be canım hak yerini bulur nasılsa..







28 Eylül 2010 Salı

Üstad'a...




Unutmamışsın,kahveyi şekerli içerim ben.Çok uzun süredir,sadece kendimle paylaşıyorum şekerli kahvemin keyfini..

Kahve keyfinde ,sen bana hikayeler anlatırken,ellerim yanaklarında geziyor olmalıydı oysa..Sen bana ''gözlerin,ah o gözlerin'' derken
ben senin gözlerindeki anlamda kaybolmalıydım oysa..
İlk buluşmamızdaki gibi sen heyecanla bizi anlatırken,ben o heyecandan titremeliydim oysa..Biz özlemlerimizden bahsederken mesafeleri unutmalıydık oysa..

Şekerli,pek bi şekerli kahvemizin keyfi..
Aaahh bee,tadından yenmez şimdi ..


21 Eylül 2010 Salı

deli kızın türküsü..

Herşey,kaybetmeyi göze almakla başladı.Ben öyle sanmıştım.Ama ben öyle sanmıştım. Sakızlı yunan rakımı içiyorum.Deniyorum aslında,tadını merak edip almıştım. Sigaralarımı arka arkaya yakıyorum. Kelimelerimi biriktiriyorum zihnimde. Herşey kaybetmeyi göze almakla başladı..

Acemice bahçemin toprağını eşeliyorum,kazıyorum ellerimle,gömüyorum sonra teker teker.. Hayal kırıklıklarım,umutsuzluğum,anlık mutsuzluklarım,endişelerim.. Unuttuğum bişey var mı? Hüznümü de atayım içine.Örtüyorum artık üzerini. Veda edilen sevgilinin ardından bakar gibi bakıyorum toprağa şimdi. Bu ilk değil,son da olmayacak belki.Belki bir çok kez daha toprağa gömeceğim gelir geçer duygularımı.''Bu duygularımın gelip geçmesine izin veriyorum'' diyeceğim. Trans hali aslında bu bir nevi.İyi geldi mi sana? Bilmem ki..

Nerde bıraktım acaba ben içimdeki deli kızı. Ne zaman, nerden geçerken uçurdum ki? En iyi arkadaşımmış meğer,kaybedince anladım. Çok özlüyorum o kızın kikirik, delişmen hallerini.Rüzgara karşı dört nala koşan bir atın üzerinde hayal ediyorum kendimi. Zihnim bomboş,yalnızca rüzgarı hissediyorum yüzümde. Hiç bilmediğim,sonunu göremediğim bir yere gidiyorum onunla...

Şarj olmak lazım yine de.. Herkese,herşeye rağmen,yine de..

23 Ağustos 2010 Pazartesi

noooluyo bana yaa...


Değişime direnç göstermek insan cinsinin hamurunda var.Önce kaygı duyarız alışkanlıklarımızdan vazgeçeğimiz için.Olumsuz taraflarına odaklanır,itiraz ederiz.O an görebildiğimiz sadece olumsuz yönleridir çünkü.Değişimin kaynağına muhalefet olur, vazgeçirmeye çalışırız.Yeni düzene adapte olduğunda da eski düzeni yad ederiz yine..

Niye dedim ben şimdi bunları? Yeni bir işte ve yeni bir diyardayım çünkü.Yeni başlangıçlar hiç korkutmadı beni şimdiye kadar ama, bu kez nedense daha dirençli olmaya zorluyorum kendimi.Sanırım yaşlanıyorum..

Yalnızım..Tüm çevrem,ailem,sevdiklerim,sevmediklerim,hepsi benden çok uzaktalar artık. En çok da akşamları fazlasıyla sarıyor yalnızlık duygusu..El ayak çekilince, karanlık çökünce kalıveriyorsun bir başına..Çağımızın sorunu ya güvensizlik..Eskisi gibi sıcak,yakın da davranamıyorum insanlara.

Zamana bırakmak gerek aslında..Hep bildiğini,etrafındakilere söylediklerini uygulamakta zorlanıyorsun böyle durumlarda.Kendinle hesaplaşmaların başlıyor sonra. Uzun zamandır ilgi göstermediğim kitaplarımı farkettim bu arada.Onlarla haşır neşirim şimdi.Kendimi de ihmal etmişim, farkettim.Kendimi sevmekle meşgulüm şimdi. Epeydir aramadığım arkadaşlarım varmış,neşeli kısa sohbetlerle ruhumu besliyorum şimdi.Iskalamışım hayatı epeydir,insanları gözlemliyorum şimdi.Çok içime kapanmışım son dönemde, canım sevgilim diyebileceğim birinin varlığını istiyorum şimdi. Sabahları erken kalkıp yürüyüş yapıyorum bilmediğim şehrin sokaklarında, tanıdık yüz görmeyi umuyorum şimdi.Yüzlerde gülümsemeler,samimiyet arıyorum şimdi.


Aslında hiç yalnızlık hissedilebilecek bir yer de değil burası.Resmen tatil beldesi.Biraz melankoli benimkisi.Her yeni başlangıç,yeniden doğmak gibi belki de.. El yordamıyla öğrenmek yeniden hayatı.. Herşey çok güzel olacak..


ps: ben bu kadar ciddiye almazdım hayatı,bu kadar ciddi de yazmazdım mesela.. yazarken bile ay noluyo bana dedim.az bi zaman verin bana.kommiinng suunn dönüceeem :)

23 Şubat 2010 Salı

bu benim filmim..


Yağmurda yürüyorum. Hızlanmadan hem de.. Saçlarımın arasında, yüzümde hissederek su damlalarını.. Sokaklar nerdeyse boş. Ne tuhafız. Kar yağar, yağmur yağar eve kapanırız. Benim içinse terapi etkisidir boş sokaklarda, yağmurun altında yürümek..

Kendimi dinliyorum usulca..Dingin ruh halim. Gün içinde enerjini sömürmeye çalışan vampir ruhlara rağmen. Kendinden memnuniyetsiz, mutsuz şahsiyetlere rağmen hem de.. Seviyorum sakinliğimi,sükunetimi. Bana her durumda huzuru garantiliyor.

Önümden,yanımdan geçen insanların siyah beyaz fotoğraflarını çekiyorum hafızamda.. Kısa metraj bir film kurguluyorum sonra oracıkta. Eli'nin fotoğrafını montajlıyorum sonra bir karede.. Hüznünü yakalamışım onun.. Yine hayatı sorguluyor. Senden ibaretim demeyi ne çok isterdim..

Şimdi çekip gitsem ne olur? Ne farkeder? Arınsam ne olur ki keşkelerimden? Arkamda bıraktığım enkaz değilse nedir?

Oynadığım oyunu düşünüyorum şimdi de.. Rollerin yanlış dağıtıldığı hayat oyununu. Denizi izlerken olan siyah beyaz fotoğrafımı montajlıyorum tam da buraya.. Elimde sigaram.. Sonsuzluk sanki hissettiğim.. Kocaman bir boşluk..

Yağmuru hissederken sana bulandım.. Seviyorum derken aslında hiçliğe bulaştım.. Filmim siyah beyaz.. ve final.. Bu filmin son karesi.. Ellerim ceplerimde, ceplerimde hüznüm, endişelerim, kırgınlıklarım, beklentilerim.. Sonsuzluğa,denize savurup yola devam ediyorum...

21 Kasım 2009 Cumartesi

klibim olsun benim deeee _____




Bozdum kafayı,klip sektörüne gircem ben de ya.. Benim de göz süzdüğüm,ellerimi, kollarımı amaçsızca sağa sola savurduğum, emo bakışı attığım, saçlarımı savurduğum bi klibim olsun yaaa.. Bu işte favorim Petek abla.. o ne keskin hareketlerdir, o ne dişi kartal bakışıdır avına kenetlenmiş, o ne şaşaalı kostümlerdir, bi de duvarlarla halvet olması vardır ki, peehhh...

Klip yönetmeni de olabilirim hatta. Zira ezberledim artık klasik klip sahnelerini.. Erkekse ses sanatçımız efenim, klipte mutlaka dekolteli, minicik şortlu bacılarımın olması ve lambada türevi dans şovu yapmaları gerekir. Bu konuda da İsmail YK abimizi tek geçerim. Bu kadar embesil şarkılara, bu kadar profesyonel klip.. benim diyen çekemez yaw.. Kadınsa eğer pek muhterem ses sanatçımız, şarkısını icra ederken aynı Petek ablamız gibi hafif flamenko tadında hareketlerle kameraya her açıdan göz süzüp arz-ı endam eylemesi gerekir. Konulu klip olmasına da gerek yok ayrıca.. Bir kısmı siyah beyaz, çoğu hareketli kamera çekimleri, bol kostümlü, çokça dansımsı seksi akrobatik hareketlerle klibi bitiririz bi günde işte..

Ben de istiyorum bana ne, ben de istiyorum...

10 Kasım 2009 Salı

MÜŞFİK KENTER'den......


Hep bir yerlere,bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?

Hiç vaktiniz yok; 'fast life','fast food','fast music','fast love'...

Dikte ettirilen 'yükselen değerler,''in'ler,'out'lar..

Buna benzer bir odada,şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.

Dostluğu klavyelerinde,yaşamı monitörlerinde arayanlar,size sesleniyorum!

Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir ki bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?

Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?

İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?

Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?

Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?

Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?

Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler,neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?

Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınızın arasında?

Koklamak,duymak,dokunmak,yok mu yaşam skalanızda?

Bilgi toplumu oldunuz da,duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

9 Kasım 2009 Pazartesi

iç seslerin çıldırtan halleri ___


derin mevzular bunlar. hiç girmeyelim. yok yani maksat canımız sıkılmasın. örtüveririz üstünü olur gider. yaşamak bir sanat gerçekten. yaşayabilmeyi öğrenmek hele. o üstün yetenek. hiç yetenekliyim diye de geçinme.

ama ben bu işe çok emek verdim mi dedin? canım çok derinden geliyor sesin. inan hiç duyamıyorum. sen bunu haketmedin mi? bak yine gitti bağlantı. ama sistemde aksaklıklar var öyle mi? canım biz bunları biliyoruz. ama duymak istemiyoruz. sistem tıkır tıkır işliyor. sen farkında değilsin.

ama biz bu ilişkiye çok emek verdik mi dedin? dudak okuyamıyorum henüz. wallahi bişicik anlamadım. sonu yok, üzmeyelim birbirimizi.. hııı bak duydum şimdiiii...

seni anlıyorum. istersen bunları votkamızı yudumlarken konuşalım. nuri alço mu gelen acep ben farketmedim..

oh olsun başına gelen.. gerçekten başkasının mutsuzluğu mutlu eder mi insanı?

kızım aç gözünü , kafanı kullan.. ama ben boş mu yaşadım şimdiye kadar ?

wallahi ömür uzatırsın sen bu neşeyle.. hadi canım faydam hep başkasına nedense..

kırık döküküm yine.. parça pinçik, lime lime sanki içim.. toplayıp yapıştırıyorum bir köşede....

elleşmeyin.. yol verin.. bi delirip gelicem ...

13 Ekim 2009 Salı

tevazunun kime faydası olmuş bilen beri gelsin....


artık böyle mi bilmiyorum ama ebeveyn denen kitlenin bizim kuşağın çocuklarını neden alçakgönüllü,saygılı, pek bi muteber yetiştirdiklerini anlamış değilim..babam tam bir görev adamıydı mesela.. herkese ama herkese saygı göstermemizi isterdi..bu sebepten azarlardı da hep oluır olmaz yerde.. akrabaya hele bağlılık anlaşılmaz boyutlardaydı..hala da öyle ..anlamış değilim.. oysa herkes kendi derdinde,hayatında.. herkes kendi çıkarları peşinde, ona buna omuz atıp geçerken,ki buna pekl saygıdeğer akrabalarım da dahil.. ee benim saygı duruşum niyee..

91 den beri iş hayatındayım.. tecrübeyle sabittir.. ne kadar uyanık, ne kadar iş bitirici (ki bu işi bitirirken sonunda başarı ve dolayısıyla ödül varsa her yol mübahtır), ne kadar bencil,umarsız ve ataksan o kadar çok yol alıyorsun.. sonuçta yaptığın işi ,kullandığın yöntem ne olursa olsun bitirip,bi de üstüne allayıp pullayıp iyi pazarlayabiliyorsan başarılısın.. kendini pazarlayabilmek de dahil buna..

sen yırtın dur orda ekibimle yaptım,takım arkadaşlarımla
başardım, başarı hepimizin... tırı vırı tırı vırı..yok yaa ..bak yanında oluşan toz bulutunu gördün müü... nanik yapıyolar sana onu da gördün müü... sonra da performans değerlendirmelerinde yırt kendini başkalarının altına imzasını attığı,ama başından sonuna senin kotarıp başardığın projeleri sahiplenmeye çalış.. canım geçmiş olsun..

yani babacım..yanlış öğretiler bunlar.. çocuklarınıza iyi bir üniversite öğrenimi sağlayabilirsiniz..ama çantasına hayatı boyunca kullanacağı kişisel özellikleri de koyamıyorsanız, şu iğrenç kapitalist düzenin dişlileri arasında orasını burasını kaptırmamaya çalışarak, ayakta kalmaya çalışır durur.

haa hayat çok mu kolay.. sen çok mu kolay yaşadın babacım,anacuumm.. yok demem o değil tabi kii.. hiçbirimiz ağzımızda gümüş kaşıkla doğmadık..ama ama ama bak görüyosun be babacım..olmuyo işte tevazuyla, olmuyo saygıyla,alçakgönüllülükle... hep bir adım öne çıkıp BEN demen gerekiyor artık.. hep kollarını iki yana açıp geçmeye çalışanı engellemen gerekiyor artık.. hep sana omuz atana yumruk indirmen gerekiyor artık..

Kim ben mii... ah be babacım.. yapabilsem sana dert yanar mıydım hiç böyle..ama deniyorum valla.. ama kibarca.. 'PARDON SİZE AZ SONRA BİR OMUZ ATICAM. AMA İNANIN İSTEYEREK DEĞİL..MAALESEF DÜZEN BÖYLE.. AMA CANINIZ ACIRSA LÜTFEN SÖYLEYİN.. BİR DAHAKİNİN ŞİDDETİNİ ELİMDEN GELDİĞİNCE AYARLAMAYA ÇALIŞIRIM..!'

haahhhaaa... ay ben bile çok güldüm kendime...
Related Posts with Thumbnails