14 Ekim 2010 Perşembe

mim şeysi ...

''Şimdi efenim mevzu tam olarak şöyle; yaşadığımız tüm sıkıntıları geride bırakıp, sevmediğimiz insanlardan, yapmaktan daral gelen işlerden uzağa bir tatile gidiyoruz. Bizi yolcu etmeye gelmiş üstelik gıcık olduğumuz herkes. Alayına çalımlı bir bakış fırlatıp arabamıza bindikten sonra, geride kalanları çatlatırcasına müziğin sesini sonuna kadar açıp, tozu dumana katarak oradan uzaklaşıyoruz.''

Serüvenci'nin mim şeysidir efenim bu satırlar..Bize de yerine getirmek düşer..


Arabam illa ki Cadillac olsun..Siyahı olsaydı daha iyi olurdu ama,
şoför mahallindeki er kişinin de kalması kaydıyla bunu da kabul edebilirim :P




Şarkımı beni mest eden sesiyle Joe Cocker deyiversin.
En 'Unchain My Heart'ından tabii ..





Unchain My Heart

UNCHAIN MY HEART BABY LET ME BE
CAUSE YOU DON'T CARE PLEASE SET ME FREE

UNCHAIN MY HEART
BABY LET ME GO
UNCHAIN MY HEART
CAUSE YOU DON'T LOVE ME NO MORE
EVERY TIME I CALL YOU ON THE PHONE
SOME FELLA TELLS ME YOUR NOT AT HOME
UNCHAIN MY HEART SET ME FREE

UNCHAIN MY HEART
BABY LET ME BE
UNCHAIN MY HEART
CAUSE YOU DON'T CARE ABOUT ME
YOU GOT ME SEWED UP LIKE A PILLOW CASE
BUT YOU LET MY LOVE GO TO WAIST
UNCHAIN MY HEART SET ME FREE

I'M UNDER YOUR SPELL
LIKE A MAN IN A TRANCE
YOU KNOW DARN WELL THAT I DON'T STAND A CHANCE
UNCHAIN MY HEART LET ME GO MY WAY
UNCHAIN MY HEART YOU WORRY ME NIGHT AND DAY
I LIVE A LIFE OF MISERY
AND YOU DON'T CARE A BAG OF BEANS FOR ME
UNCHAIN MY HEART SET ME FREE

SOLO

I'M UNDER YOUR SPELL
LIKE A MAN IN A TRANCE
YOU KNOW DARN WELL THAT I DON'T STAND A CHANCE
UNCHAIN MY HEART LET ME GO MY WAY
UNCHAIN MY HEART YOU WORRY ME NIGHT AND DAY
I LIVE A LIFE OF MISERY
AND YOU DON'T CARE A BAG OF BEANS FOR ME
UNCHAIN MY HEART SET ME FREE


Napıyomuşuuzz ; tozu dumana katarak uzaklaşıyomuşuuzzz ..

11 Ekim 2010 Pazartesi

bana bizi anlat sevgilim..


Elim varmıyor sensizlikte seni yazmaya...
 Dışardan gelen sesler içinden ayrımsıyorum birlikte dinlediğimiz şarkıyı.. 'Aşk mümkün müdür hala?'.. Kitabımı alıyorum elime,sarı sayfaların her satırında seni okuyorum sessizce.Gece bitmek bilmiyor,sabahlar gecikiyor artık bana. Hissettiğim neden öfke? 
Yok değil,inan değil, yeter ki bil sen.. 
Sana geç kaldım ben..

Aslında dilim varmıyor sensizlikte seni konuşmaya.. Olsan yanımda,şu anımda,günü hiç bitirmesek mesela, yürüsek,benim o sevdiğim eski Rum evlerinin olduğu sokakta,üşüsek sonra sarılsak,Agop amcayı görsek yine evinin önünde,evde kendi yaptığı şaraptan alsak.. Keşke..

Söz vermiştim sana biliyorum.
Gidişlerin ağlatmayacaktı artık beni..
Ama sevgilim,seni konuşmadık,bizi konuşmadık daha.. Bu gidişin yoktu hesapta.. Söz vermiştim sana,
senin sevdiğin çiçeklerle geliyorum hep sana..
Dilimde artık sana dualarım,sana özlemim.. 
Nurlar içinde yat sevgilim..

5 Ekim 2010 Salı

ANLAR.. ' 'Jorge Luis Borges'ten..''


Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım....
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum.
ÖLÜYORUM.

29 Eylül 2010 Çarşamba

neyleyim parayı pulu,ben,ben olmadıktan sonra ...

Bakamıyor musun yoksa gözlerime? Utanıyor musun yoksa?Yok canım mümkün değil.Tanıyorum çünkü seni. Yalnız değilsin aslında.Etrafındakilerin mutsuzluğundan nemalanan sayısı az değil.Bu da onların mutluluk kaynağı.Aslında sen daha iyi bilirsin.Bana sorma..

Malzeme çıkmadı mı burdan sana? Hadi canım mümkün değil..Gözlerini kısıp,tarayıcılarını açtın mı tamamdır. Bugünkü beslenme malzemen işleyip dağıtman için iki gün yeter sana..

Yükselmek mi derdin? Eee atsana iki omuz darbesi.. 
Bütün yollar açık sana..

Ah be canım..Devir senin devrin..
Biz çok saf salak kalıyoruz yanında.. 

Olsun be canım hak yerini bulur nasılsa..







28 Eylül 2010 Salı

Üstad'a...




Unutmamışsın,kahveyi şekerli içerim ben.Çok uzun süredir,sadece kendimle paylaşıyorum şekerli kahvemin keyfini..

Kahve keyfinde ,sen bana hikayeler anlatırken,ellerim yanaklarında geziyor olmalıydı oysa..Sen bana ''gözlerin,ah o gözlerin'' derken, 
ben senin gözlerindeki anlamda kaybolmalıydım oysa..
İlk buluşmamızdaki gibi sen heyecanla bizi anlatırken,ben o heyecandan titremeliydim oysa..Biz özlemlerimizden bahsederken mesafeleri unutmalıydık oysa..

Şekerli,pek bi şekerli kahvemizin keyfi..
Aaahh bee,tadından yenmez şimdi ..


21 Eylül 2010 Salı

deli kızın türküsü..

Herşey,kaybetmeyi göze almakla başladı.Ben öyle sanmıştım.Ama ben öyle sanmıştım. Sakızlı yunan rakımı içiyorum.Deniyorum aslında,tadını merak edip almıştım. Sigaralarımı arka arkaya yakıyorum. Kelimelerimi biriktiriyorum zihnimde. Herşey kaybetmeyi göze almakla başladı..

Acemice bahçemin toprağını eşeliyorum,kazıyorum ellerimle,gömüyorum sonra teker teker.. Hayal kırıklıklarım,umutsuzluğum,anlık mutsuzluklarım,endişelerim.. Unuttuğum bişey var mı? Hüznümü de atayım içine.Örtüyorum artık üzerini. Veda edilen sevgilinin ardından bakar gibi bakıyorum toprağa şimdi. Bu ilk değil,son da olmayacak belki.Belki bir çok kez daha toprağa gömeceğim gelir geçer duygularımı.''Bu duygularımın gelip geçmesine izin veriyorum'' diyeceğim. Trans hali aslında bu bir nevi.İyi geldi mi sana? Bilmem ki..

Nerde bıraktım acaba ben içimdeki deli kızı. Ne zaman, nerden geçerken uçurdum ki? En iyi arkadaşımmış meğer,kaybedince anladım. Çok özlüyorum o kızın kikirik, delişmen hallerini.Rüzgara karşı dört nala koşan bir atın üzerinde hayal ediyorum kendimi. Zihnim bomboş,yalnızca rüzgarı hissediyorum yüzümde. Hiç bilmediğim,sonunu göremediğim bir yere gidiyorum onunla...

Şarj olmak lazım yine de.. Herkese,herşeye rağmen,yine de..

23 Ağustos 2010 Pazartesi

noooluyo bana yaa...


Değişime direnç göstermek insan cinsinin hamurunda var.Önce kaygı duyarız alışkanlıklarımızdan vazgeçeğimiz için.Olumsuz taraflarına odaklanır,itiraz ederiz.O an görebildiğimiz sadece olumsuz yönleridir çünkü.Değişimin kaynağına muhalefet olur, vazgeçirmeye çalışırız.Yeni düzene adapte olduğunda da eski düzeni yad ederiz yine..

Niye dedim ben şimdi bunları? Yeni bir işte ve yeni bir diyardayım çünkü.Yeni başlangıçlar hiç korkutmadı beni şimdiye kadar ama, bu kez nedense daha dirençli olmaya zorluyorum kendimi.Sanırım yaşlanıyorum..

Yalnızım..Tüm çevrem,ailem,sevdiklerim,sevmediklerim,hepsi benden çok uzaktalar artık. En çok da akşamları fazlasıyla sarıyor yalnızlık duygusu..El ayak çekilince, karanlık çökünce kalıveriyorsun bir başına..Çağımızın sorunu ya güvensizlik..Eskisi gibi sıcak,yakın da davranamıyorum insanlara.

Zamana bırakmak gerek aslında..Hep bildiğini,etrafındakilere söylediklerini uygulamakta zorlanıyorsun böyle durumlarda.Kendinle hesaplaşmaların başlıyor sonra. Uzun zamandır ilgi göstermediğim kitaplarımı farkettim bu arada.Onlarla haşır neşirim şimdi.Kendimi de ihmal etmişim, farkettim.Kendimi sevmekle meşgulüm şimdi. Epeydir aramadığım arkadaşlarım varmış,neşeli kısa sohbetlerle ruhumu besliyorum şimdi.Iskalamışım hayatı epeydir,insanları gözlemliyorum şimdi.Çok içime kapanmışım son dönemde, canım sevgilim diyebileceğim birinin varlığını istiyorum şimdi. Sabahları erken kalkıp yürüyüş yapıyorum bilmediğim şehrin sokaklarında, tanıdık yüz görmeyi umuyorum şimdi.Yüzlerde gülümsemeler,samimiyet arıyorum şimdi.


Aslında hiç yalnızlık hissedilebilecek bir yer de değil burası.Resmen tatil beldesi.Biraz melankoli benimkisi.Her yeni başlangıç,yeniden doğmak gibi belki de.. El yordamıyla öğrenmek yeniden hayatı.. Herşey çok güzel olacak..


ps: ben bu kadar ciddiye almazdım hayatı,bu kadar ciddi de yazmazdım mesela.. yazarken bile ay noluyo bana dedim.az bi zaman verin bana.kommiinng suunn dönüceeem :)

23 Şubat 2010 Salı

bu benim filmim..


Yağmurda yürüyorum. Hızlanmadan hem de.. Saçlarımın arasında, yüzümde hissederek su damlalarını.. Sokaklar nerdeyse boş. Ne tuhafız. Kar yağar, yağmur yağar eve kapanırız. Benim içinse terapi etkisidir boş sokaklarda, yağmurun altında yürümek..

Kendimi dinliyorum usulca..Dingin ruh halim. Gün içinde enerjini sömürmeye çalışan vampir ruhlara rağmen. Kendinden memnuniyetsiz, mutsuz şahsiyetlere rağmen hem de.. Seviyorum sakinliğimi,sükunetimi. Bana her durumda huzuru garantiliyor.

Önümden,yanımdan geçen insanların siyah beyaz fotoğraflarını çekiyorum hafızamda.. Kısa metraj bir film kurguluyorum sonra oracıkta. Eli'nin fotoğrafını montajlıyorum sonra bir karede.. Hüznünü yakalamışım onun.. Yine hayatı sorguluyor. Senden ibaretim demeyi ne çok isterdim..

Şimdi çekip gitsem ne olur? Ne farkeder? Arınsam ne olur ki keşkelerimden? Arkamda bıraktığım enkaz değilse nedir?

Oynadığım oyunu düşünüyorum şimdi de.. Rollerin yanlış dağıtıldığı hayat oyununu. Denizi izlerken olan siyah beyaz fotoğrafımı montajlıyorum tam da buraya.. Elimde sigaram.. Sonsuzluk sanki hissettiğim.. Kocaman bir boşluk..

Yağmuru hissederken sana bulandım.. Seviyorum derken aslında hiçliğe bulaştım.. Filmim siyah beyaz.. ve final.. Bu filmin son karesi.. Ellerim ceplerimde, ceplerimde hüznüm, endişelerim, kırgınlıklarım, beklentilerim.. Sonsuzluğa,denize savurup yola devam ediyorum...

21 Kasım 2009 Cumartesi

klibim olsun benim deeee _____




Bozdum kafayı,klip sektörüne gircem ben de ya.. Benim de göz süzdüğüm,ellerimi, kollarımı amaçsızca sağa sola savurduğum, emo bakışı attığım, saçlarımı savurduğum bi klibim olsun yaaa.. Bu işte favorim Petek abla.. o ne keskin hareketlerdir, o ne dişi kartal bakışıdır avına kenetlenmiş, o ne şaşaalı kostümlerdir, bi de duvarlarla halvet olması vardır ki, peehhh...

Klip yönetmeni de olabilirim hatta. Zira ezberledim artık klasik klip sahnelerini.. Erkekse ses sanatçımız efenim, klipte mutlaka dekolteli, minicik şortlu bacılarımın olması ve lambada türevi dans şovu yapmaları gerekir. Bu konuda da İsmail YK abimizi tek geçerim. Bu kadar embesil şarkılara, bu kadar profesyonel klip.. benim diyen çekemez yaw.. Kadınsa eğer pek muhterem ses sanatçımız, şarkısını icra ederken aynı Petek ablamız gibi hafif flamenko tadında hareketlerle kameraya her açıdan göz süzüp arz-ı endam eylemesi gerekir. Konulu klip olmasına da gerek yok ayrıca.. Bir kısmı siyah beyaz, çoğu hareketli kamera çekimleri, bol kostümlü, çokça dansımsı seksi akrobatik hareketlerle klibi bitiririz bi günde işte..

Ben de istiyorum bana ne, ben de istiyorum...

10 Kasım 2009 Salı

MÜŞFİK KENTER'den......


Hep bir yerlere,bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?

Hiç vaktiniz yok; 'fast life','fast food','fast music','fast love'...

Dikte ettirilen 'yükselen değerler,''in'ler,'out'lar..

Buna benzer bir odada,şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.

Dostluğu klavyelerinde,yaşamı monitörlerinde arayanlar,size sesleniyorum!

Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir ki bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?

Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?

İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?

Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?

Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?

Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?

Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler,neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?

Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınızın arasında?

Koklamak,duymak,dokunmak,yok mu yaşam skalanızda?

Bilgi toplumu oldunuz da,duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

9 Kasım 2009 Pazartesi

iç seslerin çıldırtan halleri ___


derin mevzular bunlar. hiç girmeyelim. yok yani maksat canımız sıkılmasın. örtüveririz üstünü olur gider. yaşamak bir sanat gerçekten. yaşayabilmeyi öğrenmek hele. o üstün yetenek. hiç yetenekliyim diye de geçinme.

ama ben bu işe çok emek verdim mi dedin? canım çok derinden geliyor sesin. inan hiç duyamıyorum. sen bunu haketmedin mi? bak yine gitti bağlantı. ama sistemde aksaklıklar var öyle mi? canım biz bunları biliyoruz. ama duymak istemiyoruz. sistem tıkır tıkır işliyor. sen farkında değilsin.

ama biz bu ilişkiye çok emek verdik mi dedin? dudak okuyamıyorum henüz. wallahi bişicik anlamadım. sonu yok, üzmeyelim birbirimizi.. hııı bak duydum şimdiiii...

seni anlıyorum. istersen bunları votkamızı yudumlarken konuşalım. nuri alço mu gelen acep ben farketmedim..

oh olsun başına gelen.. gerçekten başkasının mutsuzluğu mutlu eder mi insanı?

kızım aç gözünü , kafanı kullan.. ama ben boş mu yaşadım şimdiye kadar ?

wallahi ömür uzatırsın sen bu neşeyle.. hadi canım faydam hep başkasına nedense..

kırık döküküm yine.. parça pinçik, lime lime sanki içim.. toplayıp yapıştırıyorum bir köşede....

elleşmeyin.. yol verin.. bi delirip gelicem ...

13 Ekim 2009 Salı

tevazunun kime faydası olmuş bilen beri gelsin....


artık böyle mi bilmiyorum ama ebeveyn denen kitlenin bizim kuşağın çocuklarını neden alçakgönüllü,saygılı, pek bi muteber yetiştirdiklerini anlamış değilim..babam tam bir görev adamıydı mesela.. herkese ama herkese saygı göstermemizi isterdi..bu sebepten azarlardı da hep oluır olmaz yerde.. akrabaya hele bağlılık anlaşılmaz boyutlardaydı..hala da öyle ..anlamış değilim.. oysa herkes kendi derdinde,hayatında.. herkes kendi çıkarları peşinde, ona buna omuz atıp geçerken,ki buna pekl saygıdeğer akrabalarım da dahil.. ee benim saygı duruşum niyee..

91 den beri iş hayatındayım.. tecrübeyle sabittir.. ne kadar uyanık, ne kadar iş bitirici (ki bu işi bitirirken sonunda başarı ve dolayısıyla ödül varsa her yol mübahtır), ne kadar bencil,umarsız ve ataksan o kadar çok yol alıyorsun.. sonuçta yaptığın işi ,kullandığın yöntem ne olursa olsun bitirip,bi de üstüne allayıp pullayıp iyi pazarlayabiliyorsan başarılısın.. kendini pazarlayabilmek de dahil buna..

sen yırtın dur orda ekibimle yaptım,takım arkadaşlarımla
başardım, başarı hepimizin... tırı vırı tırı vırı..yok yaa ..bak yanında oluşan toz bulutunu gördün müü... nanik yapıyolar sana onu da gördün müü... sonra da performans değerlendirmelerinde yırt kendini başkalarının altına imzasını attığı,ama başından sonuna senin kotarıp başardığın projeleri sahiplenmeye çalış.. canım geçmiş olsun..

yani babacım..yanlış öğretiler bunlar.. çocuklarınıza iyi bir üniversite öğrenimi sağlayabilirsiniz..ama çantasına hayatı boyunca kullanacağı kişisel özellikleri de koyamıyorsanız, şu iğrenç kapitalist düzenin dişlileri arasında orasını burasını kaptırmamaya çalışarak, ayakta kalmaya çalışır durur.

haa hayat çok mu kolay.. sen çok mu kolay yaşadın babacım,anacuumm.. yok demem o değil tabi kii.. hiçbirimiz ağzımızda gümüş kaşıkla doğmadık..ama ama ama bak görüyosun be babacım..olmuyo işte tevazuyla, olmuyo saygıyla,alçakgönüllülükle... hep bir adım öne çıkıp BEN demen gerekiyor artık.. hep kollarını iki yana açıp geçmeye çalışanı engellemen gerekiyor artık.. hep sana omuz atana yumruk indirmen gerekiyor artık..

Kim ben mii... ah be babacım.. yapabilsem sana dert yanar mıydım hiç böyle..ama deniyorum valla.. ama kibarca.. 'PARDON SİZE AZ SONRA BİR OMUZ ATICAM. AMA İNANIN İSTEYEREK DEĞİL..MAALESEF DÜZEN BÖYLE.. AMA CANINIZ ACIRSA LÜTFEN SÖYLEYİN.. BİR DAHAKİNİN ŞİDDETİNİ ELİMDEN GELDİĞİNCE AYARLAMAYA ÇALIŞIRIM..!'

haahhhaaa... ay ben bile çok güldüm kendime...

14 Eylül 2009 Pazartesi

saçmalamaca...




Evet haklısın belki..şu cep telefonu denen meret öldürüyor aslında tüm iletişimi.. eskiden, çok eskiden yani, bizim zamanımızda hatta, yoktu telefonlarımız model model cebimizde. ulaşılabilirdik yine de.. merak ederdik birbirimizi.. tut ki görüşmedik bir hafta.. dedin ya hani konuşacak bişeylerimiz olurdu.. anlatırdık heyecanla, dinlerdik birbirimizi sarılarak, koklayarak hem de.. sen anlatırken ben mimiklerini kaçırmamaya çalışırdım. arada susturup seni bir öpücük kondururdum dudaklarına.. ben anlatırken en ince detayına kadar heyecanla, sen saçlarımı okşardın usulca..

mahremiyeti kalmadı kimsenin sanki haklısın.. tuvalette ne kadar kaldığına kadar biliyor herkes sevgilisinin.. günde onbeş kez konuşarak uzaklaşıyor mu insanlar birbirinden.. konuşmuş olmak için yapılan konuşmaları sevmiyorum.. çünkü aslında bu bir konuşma değil dedin ya hani.. peki nasıl alacak sesindeki sıcaklığı sevgili..

ilişkileri konuşmak saçma. nasıl gidiyoru konuşmak saçma.. nasıl olmalıyı konuşmak daha bi saçma.. yaşa gitsin be kuzum.. kıyaslama zati öncesi,sonrası.. maç mı izlemek istedin.. hem de bir hafta görüşemeyip, görüşebileceğimiz günde mi hem de..
ne yapmak istiyorsa onu yapmalı sevgili..

iletişimi bozduğunu düşündüğü ne varsa yok etmeli sevgili.. biten bir aşkı sorgulamak daha mı keyifli... pekiiiii...

sevemedim uçuklarımı..sevmek zorunda mıyım ayrıca..?



Uçuklarım dudaklarımda yeni yapılmış silikon takviyesi edasıyla yer bulmuş durumda..doktorumun dediğine göre direncimin düştüğü,düzgün beslenmediğim zamanlarda olurmuş bu.ee ben de yılda dört beş kez oluyor zati bu..dengeyi çok sık bozuyorum demek ki.hani kendini sev,bedenini sev,falan filan hikayesi vardır ya..ee tamam severim kendimi,pek dişiyim,pek havalıyım zannımca..emme bu nedir yaw..sevmem gayrı..bi de nasıl kaşınıyor gerildikçe.

ne tuhaf vücudun tepkileri..tozlu ortamda burnumun kaşıntısından ölürüm.bi tarafında yara,bere,kesik gördüğümde birinin benim de aynı yerim sızlar.çok kaptırarak kendimi izliyorsam bişeyi embesil gibi düşer alt dudağım,çenem..saçlarımı topladığımda hemen baş ağrım tutar.asimetri takıntım var..pek bi düzgün olcak bulunduğum ortam..kusan birini gördüğümde ben de öğürmeye başlarım..biraz daha kalırsam aynı ortamda beraber kusmaya başlıyoruz zatii..

ee pek bi takıntılı gördüm kendimi..raporlu olup evde ve hasta olmanın psikolojisiyle de pek bi iğrençleşti bu yazı...uçuk,kusmuk falan..

gidem gari ben..sentetik,rengarenk ilaçlarımı alıp acuk dinlenem..

11 Eylül 2009 Cuma

eey aşk..geldiysen masaya üç kere vuuurrr !!


'Kuzucuumm' deyip deyip sevdi adam sevgilisini hep. Küçük bir kız çocuğunu şımartır gibi şımarttı hep onu. 'Ellerin ne güzel senin, burnun ne güzel'. 'Sen ne güzelsin'. Hep gülümsedi sevgilisi ona. Hep yanında olsun,saçlarını hep okşasın istedi. Birlikteyken zaman dursun, hiç geçmesin. İlk karşılaşmalarında nasıl duracak gibi olduysa kalbi, o heyecan hiç bitmesin. Sen gerçek misin gerçekten.. Biter mi peki günün birinde bu masal..

Kadın o kadar meşguldü ki hayatla, o kadar gömmüştü ki kafasını kuma, o kadar kapatmıştı ki kendini insanlara, unutmuştu gökyüzüne bakmayı, unutmuştu çoktan yaşama dair bir çok şeyi..

'Kaldır başını güzel kadınım' dedi adam ona. 'Ben sana mecburum'.. 'Bırak uçuşsun saçların rüzgarda, bırak ellerini bana, bırak koklayayım saçlarını. 'kimbilir kaç kişi senin zarif hallerini sevdi, kaç kişi güzelliğini sevdi, belki gerçek aşkla belki değil, ama bir tek kişi sevdi seni.. bir tek kişi değişen yüzündeki hüznü sevdi..'

Ben hiç aşık olmadım dedi kadın. 'şimdi ben seni sırtıma alsam koşsak koşsak bu gece, sonra yere düşsek çimenlerin üstüne, gökyüzünde de binlerce yıldız olsa, biraz serin olsa üşüsek, öpsem seni, olursun sanırım, ben de olurum..'

" yaşam, yüksek anlamlılık yüklü ender tek anlardan ve bu anların olsa olsa gölge görüntülerinin çevremizde gezindiği sayısız anlardan oluşur. sevgi bahar her güzel ezgi dağlar ay deniz her güzel herşey ancak tek bir kez tam yürekten dilegelir:bir biçimde, söze tam olarak hiç gelebilirse.çünkü bir çok insan bu anları hiç yaşamaz; onlar gerçek yaşam senfonisinin araları ve duruşlarıdır.."

'Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazılar seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedimki 'söz ver kendine'
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki,
Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım...'

İlk kez yaşadığı, ilk kez hissettiği bişeyin peşinden gidiyor şimdi kadın.. Gözleri tamamen kapalı. El yordamıyla.. Ama varlığını ta içinde hissederek..

24 Ağustos 2009 Pazartesi

ne diyorum,kime diyorum beeennn..


Sertap Erener'in bir şarkısı vardı.çok eski.' BAHÇEDE' şarkının adı.. dinlerken başka bir boyuta geçiyorum resmen. Teknoloji özürlü biri olarak henüz öğrenemedim buraya link falan eklemeyi. hani 'şurda' yazan yere tıklıyosun da ilgili sayfaya yönlendiriyo ya seni.. onu öğrencem bi de :).. Neyse yazdık ajandamıza yapılacaklar arasına. ne diyodum..hah işte onu diyodum.. şarkıyı buldum geçen gün bi yerlerde.. amanin hafta sonum ne güzel geçti evde bağıra çağıra bu şarkıyı söyleyip. bana göre öyle tabi.. ev halkının aynı fikirde olduğunu sanmıyorum. :)

Ahanda bitiyo proje çalışmam. sonrasına bakçez gari. daha bişi belli değil.

Yaw bi de bi arkadaşlık sitesine üyeyim ben. canım sıkılıyo profil oluşturup giriyorum. sıkılıyorum iptal ediyorum. bööyyle istikrarsız bir durum benimkisi. şehir efsaneleri vardır bu sitelerle ilgili. doğrudur da eminim. ne saçma sapan, ne süzme yurdum insanı azınlıkta değil burda tahmin ediyorum. girdiğim zamanlarda siteye bizzat görüyorum da.. ama ben mi doğru insanları seçebiliyorum.. şansıma mı düzgün insanlar denk geliyor bilemedim.. güzel arkadaşlıklar ediniyorum ordan. Ay geçen salı doğumgünümdü. Kutlanacak yaşta değilim zaten ya neyse gari. bana hiçbir hatırlatma ve zorlama olmadan çiçek gönderen bütüüüün arkadaşlarıma ahanda burdan teşekkürü bir borç bilirim.. ben sizler için varııımmm :)) yılda bir kez şımartıyorum kendimi nolmuş yanii.. kime ne zararı var alla allaaa :)

bir arkadaşım bana pudra şekerim dedi geçenlerde.. amaann nasıl hoşuma gitti.. dedim benim olsun bu.deme sen kimselere..

Bab-ı Esrar'ı okuyorum bu aralar.bitince daha detaylı yazıcam kitap hakkında ama şimdilik söyleyebileceğim kitabın çok zor ilerlediği. hoşuma gitmedi kurgusu, konuya hakimiyeti falan filan. Tebrizli Şems'in hikayesi yine ama bu konuya polisiye bi hava katmaya çalışmak olmamış. Ahmet Ümit.. olmamış..

ne yaparsam yapayım hayatımdaki boşluk hissini dolduramıyormuşum gibi geliyor bana hep. insanoğlu ne doyumsuz. Büyük ozan Hande Yener demiş ya 'her yerde aşk var ama gören yok..hayrolaaa'.. ahanda nerde.. şair de demiş ya 'havada aşk kokusu var'.. ee haniii :) yeni insanlar tanıyorum. değişik renkler hayatımda. boşluk dolduranlardan olamıyor ki ne yazık ki.. Horus'un dediği gibi, sevgi arsızıyım galiba ben..:)

yaz bitmesin daha yaw.. daha doyamadım rengarenk elbiselerime..

yine saçlarımı boyatmak,rengini değiştirmek düştüğüne göre zihnime tepresyonum da yakındır biline.. sesimi duyan vaarrr mıııı !!!!!!

3 Ağustos 2009 Pazartesi

here I'm ...




bambaşka hayatlardan üç kadın. farklı yaşlarda, farklı mesleklerde, farklı tarzlarda.. bir şekilde artık bir aradalar. aynı çatı altında, ortak yaşamlarda. yeni başlangıçlar beni yoruyor aslında. yeniden başlamak.. kocaman, içi dolu kelimeler. hadi deyince oluyor mu? oldu walla.. tamamen tesadüfler, belki de zamanıydı artık.

balkonlu benim odam. istediğim gibi döşedim. küçük ama sevimli. müzik setimi kurdum ilk önce. gelir gelmez eve son ses play tuşu. iflah olmaz bir radyo dinleyicisiyim. akşamları kitaplarıma gömülüyorum. içe yolculuk etmeyeli, iç sesimi dinlemeyeli çok olmuş.. taşıyor artık. dinliyorum usulca.

yaralarımı iyileştirmeye çalışıyorum çokça. incinmek ne kolay oysa. yalnız değilsin diyorum kendime.. nasıl da yalancısın :)

yeniden başlıyorum. düştüm. dizlerim kanadı çokça.. kabuk bağlamaya yüz tutmuşken kalktım.. yürüyorum yavaşça. evet yeniden başlıyorum..

11 Temmuz 2009 Cumartesi

'AŞK' ile...


Yoktum epeydir. ama sevdiğim blogları okudum vakit buldukça. yoğun geçiyor bu aralar. bir proje aldım. üç ay kadar buna yoğunlaşmam gerekiyor. bitince büyük adam olcem :P çok satan kitapları okumayı pek tercih etmiyorum. çok iyi promosyon yapıldığından iyi satan yazarlar var. bu fırsat verilmeyip de arada kaybolan çok iyi kalemler var aslında. çifte standart olduğunu düşündüğümden çok tercih etmiyorum çok satan kitapları. ama Elif Şafak'ın son kitabı 'AŞK'ı Mesnevi'den esinlenerek yazdığını duyunca bir söyleşisinde merak ettim. Bir de yazarın daha önce hiç bir kitabını okumamıştım ama hafta sonu gazete yazılarını takip ediyordum. söyleşide de böylee bir tevekkül hali, bir huzur yüzünde, yumuşacık ses tonu, sakinliği falan etkiledi beni. okuyan bir kaç arkadaşım da şiddetle tavsiye edince okudum kitabı. bu vakitsizliğime rağmen yolda, uyumadan önce, yemek yerken kısacası bulduğum her fırsatta hem de. bırakamadım elimden. gerçekten etkilendim.

Zaten oldum olası pozitif enerji neyin tırı vırılarını budizmde, taoda falan filan arayan insanları garipsemişimdir. abi bizim Mevlana'mız yok mu. 'kim olursan ol yine gel' diyen, dünyanın tanıdığı. napıcan konfiçyüsü falan. sana ahanda burnunun dibinde söylüyo özüne dön, enerjiyi de, iyiliği de, Allah'ı da içinde bulacaksın demiyor muydu? Mesnevi'yi okumak isterim. elimde fosforlu kalem, hep altını çizerek okudum. kafamı en çok kurcalayan cennet cehennem ve kader kavramlarıydı önceden. kitapta bunları da çok sade biçimde özetlemiş.

'' Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.''

'Geçmişte çok kötü bir günah işlemiş, şimdi de vicdanı aç bir fare gibi beynini kemiren bir adamın çektiği azaptan daha beter cehennem azabı olabilir mi? O adama sor, anlatsın sana cehennem nedir. Yada insanlığa maddi manevi hayrı dokunan, kalp kırmak yerine kalp onaran, sonsuz bir muhabbet zincirinde halka olmayı başaran ve kainatın sırlarına parmaklarının ucuyla dokunan kişinin doygunluğundan öte cennet mi var? O adama sor, anlatsın sana cennet nedir. ' (bknz.syf. 231)

oldum olası cehennem azabını malzeme yapan din adamlarından tiksinmişimdir. İşte tam da buydu inandığım. başımı örtmüyorum. namaz kılmıyorum. ama ben iyi bir insanım. kötü söz söylemiyorum, kötü düşünmüyorum, Allah'la arama kimseyi sokmuyorum. duamı kendim ediyorum. bunun üzerine ibadet mi var ? şekle, kalıba sokmak neden dini?

'' Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, 'ne yapalım kaderimiz böyle' deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin. '' (bknz.syf.275)

Şu kaderci, teslimiyetçi ruh halimiz de beni delirten durumlardandı. Allah sana akıl, mantık vermiş. hayatına elbette yön verebiliyorsun. fırsatları görüp değerlendirmek ya da görmezden gelmek senin tercihin.

''Aşka hepimizin ihtiyacı var. Hangi sınıftan, hangi kesimden, hangi görüşten olursak olalım aşk herkes için temel bir ihtiyaç. Kainatın özü aşk. Yaradılışımızın sebebi aşk. Romandaki kurallardan biri diyor ki: hepimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Ömrü hayatımız, belki de bütün çabalarımız tamamlanma arayışından kaynaklanıyor. Ve bizi tamamlayacak olan yegâne şey aşk. Onu arıyoruz hepimiz.'' (yazarın söyleşisinden)

Kitabın kapağının pembe tasarlanmış olmasını yazar; kız çocuğu annesi olmasının ve evde bu nedenle pembe renk hakimiyetinin kararını etkilemiş olabileceğini söylüyor. bi de çok güldüğüm tarafı bu kapak rengi işinde, yurdum erkeklerinin 'erkek adam pembe kapaklı kitap okumaz' mantığı nedeniyle okuyamadıklarını yayınevine iletmiş. bu baskıya dayanamayan yayınevi ise çareyi erkekler için kapağı kül rengi tasarlamak da bulmuş. şu kalıpları aşabilsek önce, sonrasında neleri aşabilicez ah bi anlayabilsek.

Hasılı canım blogcum, çoook keyifle, çokça da düşünerek, sindirerek okumaya çalıştım her satırını. Şiddetle tavsiye ederim...

8 Haziran 2009 Pazartesi

bu bir yorgun kedi yazısıdır...




İlk kez kendimi bu kadar savunmasız, yalnız hissettim. İlk kez ruhum bu kadar çıplak kaldı. Bildiğim, öğrendiğim, öğretilen, hatta dayatılan bütün değerleri sorgulamaya başladım. İlk kez değil aslında iniş çıkış sefil hayatımda. Ama sanırım en sarsıcı olanı bu. Etrafımda olup bitenleri bir kaç ağlama krizinden sonra sükunetle izlemeye başladım. Sessiz atıyorum adımlarımı. Tek dikkat ettiğim emin ve sonradan pişman olmayacağım özellikte olmaları aldığım kararların. Radikal bir karar daha aldım. Gidiyorum. Yeni bir başlangıç için geç bile kaldım. Kalabalıklarda bile kendimi yalnız hissetmeye başlayalı epey oldu çünkü. Tüm bildiğim kutsal değerleri arkamda bırakarak hem de.

Horus; ruhumun senin yanında çıplak kalacağı, senin yanında, sana sarılarak saatlerce ağlayacağım hiç aklıma gelmezdi. Fakat nasıl bir huzur. Nasıl bir güvende olma hissi. Ben ağlarken saçlarımı okşayarak 'geçecek hepsi' demen taa içinde hissederek hem de.. Elbette dik duruyorum Horus, herşeye rağmen. Varlığının, ben ya da sen nerede olursak olalım hayatımda olacağını biliyorum. Her koşulda bana elini uzatacağını biliyorum. Gidiyorum...

Deniz kenarında bahçeli küçük bir evim olacak artık. Artık hayallerimi gerçekleştirme zamanı. Ruhumun arınma, benliğimin hesaplaşma, egomun törpülenme zamanı. Tam da şimdi işte.. Zor, çok zor geride bırakmak herşeyi. Benim için dua edin...

31 Mayıs 2009 Pazar

öfke kontrol merkezi buyruuunnn !!!!




Amca niye bağırıyosun anlamıyorum ki? Yav insanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa di mi ama.. Bu yaştan sonra sana iletişim dersi mi vericem? töbe töbee.. Almış telefonu eline gazetecileri arıyormuş, birazdan hepsi buraya gelirmiş, o zaman biz görürmüşüz.. ba ba ba baaa!!! Ey müslüman din kardeşim; kapıdan içeri girmişsin, hoşgelmişsin, sana bak bunlar promosyon demişiz, mühendismişsin emme hesap kitap yanlış be babacım. Koca dergiye basmışız di mi yalan mı söylicez.. anlatıyorum bi dinlesen. ahanda doğrusu budur.. bak yine tükürükler saçıyosun bağırırken.. Hey güzel Allah'ım beni yaratırkene sabır küpümü fullemek zorunda mıydın? Hadi anacım bu maç bitmez. geç bakalım son raunda..

- Siz beni aptal mı sandınız?
- Rica ederim efenim,o nasıl söz..
- Ben mühendisim,bak ahanda hesap budur.Siz kandırıyorsunuz insanları..
- Bıttırı Zıttırı Bey, sanırım gözünüzden kaçtı. Ahanda hesap budur. bakın çok net aslında matematik hesabı.. Yani bu kadar şu kadar kazançlısınız bu alışverişte..
- Sen beni aptal mı sandın?
- Reca ederim.
- Ben mühendisim ve çok zeki bi insanım.
- Saygı duydum efenim zekanıza. Sizi anlıyorum.
- Bütün gazetecileri toplıycam buraya.
- Bıttırı Zıttırı Bey, ama beni dinlemiyorsunuz. Bu şekilde iletişim kuramayız.Öncelikle ses tonunuzu ayarlamanızı rica ediyorum sizden. Sanırım diğer müşterilerimizi rahatsız ediyoruz. Rica ediyorum.
- Bıdı bıdı bıdı,bi de vıdı vıdı vıdı, haa bir de bla bla bla.. Ben mühendisim.
- Anlıyorum ve emin olun zekanıza ve tabi mühendisliğinize saygı duyuyorum.Elbette her türlü yasal hakkınız mevcuttur.
Tabi tabi gazeteci dostlarınızın sizinle ilgilenmesi bizi mutlu eder.
Tabi tabi anlıyorum.
Ben izninizle diğer müşterilerimizle ilgilenmek zorundayım.Size keyifli alışverişler diliyorum. Tekrar bekleriz.


Hey yumurtaya can veren Rabbiiiimmm, hikmetinden sual olunmaz emme ben de senin kulun deel miyim? Ahanda bana bu eziyet neden? Mühendis olamadıksa nolmuş yaneee..
İşimi seviyorum ben yaw, kendimi daha bi çok seviyorum. Ahanda yine şarz oldum. Bekleyin beni geliyoruuummm...:))

29 Mayıs 2009 Cuma

ortaya karışık.. yan masadan..



Eti'nin crax kıvrık krakeri var kırmızı janjanlı pakette,bayılıyorum katır kutur yemeye..

Ahanda yine slowturk radyom..

Bukalemun gibiyim. saçlarımı şekilden şekile sokabiliyorum. ben kendimi seviyorum.

siyah eteğimin üzerine giydim siyah beyaz puanlı gömleğimi. topuklu da bi ayakkabı. aman da herkesler pek bi bayıldı bana dün..

satın aldığı cep telefonu bozulan, haliyle çok sinirlenip üzülen yaşını almış, emekli öğretmen olduğunu söyleyen Süleymen Bey'e 'üzülmeyin lütfen, yıpratmayın böyle küçük şeyler için kendinizi. halledemiyceğimiz bişey yok. size bişey olmasın' dedim. ben mi dedim. walla ben dedim. Ama hak verdi bana. Şaştım ben de kendime ..

Kızım artık benim kıyafetlerimi, ayakkabılarımı giymeye başladı. ben mi değiştireyim tarzımı, o mu karar veremedik henüz :P

Anneme bilgisayarıma virüs girmiş sanırım dedim. 'Amaaann çok yaklaşmayın o zaman. Ne olduğunu nerden bileceksiniz kızım Allah korusun' dedi yaw. seviyorum ben bu kadını..

Ösledim ama seni. Dön gari de kahve keyfi yapak di mi ..

Ay sonlarını sevmiyorum. Sıkıldım şu performans değerlendirmelerinden ofiste. Bir de ayarım kaçtı ay sonuna doğru çok parasız kalıyorum. Babaaa seni de seviyorum walla :P help me...

Önüme çıkan fırsatları değerlendirebilseydim kesin şimdi şarkıcıydım. Bak ne özel ve seçilmiş bi insanım ki çevremdekileri billur sesimden mahrum bırakmayayım diye hiç susmuyorum :P yaşasııınn kötülüüükk :)

Funda Arar'ın son albümünü dinlemeye doyamıyorum.. Muhteşeeemmm..

Boş zamanlarımda ingilizce-türkçe sözlük okuyorum. Erman'ım, canım örtmenim gurur duyuyorsun di mi benimle..

Cilt tipimin kuperoz cinsinden olduğunu öğrendim dermatoloğumdan. Alerjik demekmiş yani. Dermokozmetik ürün kullanmam gerekiyormuş. Neyse ki çok harap etmeden cildimi, müdahale ettiniz efenim. Mersi beaucoup..

Gidem gari ben, son sigaram bekler beni..

hüzün müdür acep benim adım !!!!!



Hüznü seviyorum galiba ben. Hele ruh halim iyi değilse ki çok çabuk düşerim ben bu anlamda, direncim düştüyse yapışıp kalıyor bana hüzün. Kimseye verdiğim bir rahatsızlık yok neyse ki.. Hani o negatif enerji yayma meselesi falan olmuyor yani. Önce radyoda slowturk frekansı ayarlanır. Şekerli türk kahvesi ve sigara tabakası alınarak pencere kenarına oturulur. Netbook da alınarak bilimum bloglar okunmaya başlanır. Arada dalıp gidilir, hesaplaşma saati gelmiştir.

İnsanoğlu ne garip. ölçüsü,ayarı yok çoğunun. imalat hatası zannımca. Sevmiyorum şu anaç yanımı. Seçimlerim hatalı bu sebeple. Beni yanıltıyor. En az zararla sıyrılabilmek için tüm gayretim.

Kuzum; sana güvenmek istiyorum. Çünkü en az kendim kadar samimi buldum seni. Bulmaca çözmek değil niyetim. Nolur açık ol, net ol. Biri beni mi anlattı ki sana bu kadar sarılıp sarmalandık, parçalar bu kadar mı cuk oturur. Bitterden sinemaya kadar. Şaşırtıcıydı bu hız. Frene şimdi mi basmalıydık bilemedim. Sakladığın, paylaşmak istemediğin her ne ise beni senden uzaklaştırıyor. Senin için ne yapabilirim? Hayatın boyunca kaç kere duydun ki bu cümleyi? Ne kadar önemli olduğunu kaybetmeden farketmelisin. Oldu di mi hayatında iniş çıkış. Ee sorun ne? Gerçeği görebilmen için engel ne? İletişim kuramaman mümkün değil bu donanımla. Bencilce..

Artık kimseye uzat elini demiyorum. Yeni bir sistem kurdum içimde, kendi kendini onarıyor teklediğinde.. Ben kaldığım yerden devam ediyorum.

Eee beni seven arkamdan gelsin kuzzuuummm...

26 Mayıs 2009 Salı

neymiiişş? aklın yolu birmiiişşş :))




Bir önceki yazımda da belirttiğim ve çemkirdiğim üzre Turkcell connect kartımla ilgili sorun, yine ilgili şirketin çözüm merkezi tarafından, adı da üzerinde zaten, çözümlenmiş bulunmaktadır. Çözüm üretmek adına benimle ve feryadımla ilgilenip kayıtsız kalmayan ve de ben konuşurken kalite standartları gereği sesimi kaydederek dinleyen ve şahsi çıkarlarım adına kullanamayıp güncellemelere yedirdiğim 1 GB kullanım hakkımı iade eden yüce Turkcell yetkililerine huzurlarınızda teşekkürü bir borç bilirim. Mutlu bir kullanıcı olarak beni tekrar kazandığınıza sevindiniz mi bilmem emme kendi adıma aklın yolunda buluşabildiğimizden gayri ben sevinçliyim. artık buyurduğunuz üzre Turkcell'le hayata bağlanabilirim zannımca :))) kalın sağlıcakla...

17 Mayıs 2009 Pazar

kerizliğime doymiyim ..


İki hafta önce Turkcell'in kampanyasından yararlanıp connect kart satın aldım. Kampanya kapsamında mininote bilgisayar hediye ettiler.Connect kart ise 4 GB kampanya formatına göre. Aldım minicik bilgisayarımı koydum çantama. ohhh her yerde internet. Yine de temkinli davranıyorum kotayı aşmiyim de ekstra para ödemiyim diye.. Emme velakin 5 gün sonra sorgulama yaptığımda ne göreyim. Kalan GB ' sıfıııırrr'. Hadi canım şaka yapıyosunuz. Eeee neymiş aslında 1 GB mış. 3G uygulaması başlayınca 4 GB olacakmış. Tamam kabul ettik. 5 günde nasıl biter 1 GB? İçeriğinde 100 bilmem kaç saat internet,400 şarkı falan fişman yazıyo. Ben video bile tıklayıp izlemedim, bırak şarkı falan indirmeyi. Eeee neymiş ? Ben ilk kullanıcı olduğumdan internete her bağlandığımda haspam güncelleme yapmışmış. nasıııı yani? benim niye bundan haberim yok? wireless kullanabildiğim yerlerde açsaydım güncelleme yapılacaksa illa ki.. Keriz miyim ben 5 günde güncellemeye giden 1 GB için 69 TL ödeyeyim? Satın aldığım ekstra işlem merkezine gidiyorum. eee güncelleme yapar tabi.. canım öperim seni ben. bunu şimdi mi söylüyosun? Yazdım sitesinden müşteri hizmetlerine.. ne kadar ciddiye alıp çözüm üretecekler merakla bekliyorum. Beni kendimi aldatılmış bir keriz gibi hissettirdikleri için tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

yine mi yaa..


Büyük evleri hiç sevmem ama sırf şu yazlık kışlık kaldırma derdi yüzünden koccaman bir giysi odam olsun istiyorum. aman ne eziyet yaw bu. bir günümü aldı çıkartmak, kaldırmak. bir de yıka, ütüle, kaldır. ne angarya. çocukken annem bana iş yaptıramazdı evde. kızım kendi evinde illa ki yapacaksın. nereye kadar kaçacaksın. yap elin alışsın derdi. yaw tamam elim alıştı da sevmiyorum ev işini. ne nankör iş. yap yap iki gün sonra yine toz. ben ve kocam zengin olacağımız için evde yardımcılarımız olacak zaten. gerek yok derdim. gördüm yardımcıyı :)) elini korkak alıştırma yavrukuşum. hadi bakem seni bekler ütüler.. gitti bir hafta sonum daha yabana.

sanal bağımlılık..




bende mi yaşlanınca tüm günümü bilgisayar başında geçiricem acaba? bu insanlar sosyalleştiklerini düşünüp de mi bu kadar gömülüyorlar? Tamam girdiniz,tanıdınız feysin bukunu. bin tane arkadaş eklemek niye? tamam buluştunuz yaşıtlarınızla, ay o dernekleşelim neyin nesi yaw? ne amaçsız , ne boş muhabbet yaptığınız.. izlerken herbirinizi hayatı ne kadar içi boş gördüğünüzü farkedip hayrete düştüm. sanal çiçekler, sanal çikolatalar, sanal meyve sepetleri gönderip birbirinize teşekkür etmeyene küstüğünüz gerçekten doğru mu yaw? siz anlatırken keyifle ben hayrete düştüm. Yurdum insanı yaw. aç gözünü seyreyle komediyi. töbe töbeeee....

8 Mayıs 2009 Cuma

aşık olasım var çok fenaa...




''Ya eksik kaldım ya fazla sevdim. Ortayı tutturamadım bir türlü. Çok ağladım. Ağlattım belki de. Uykuyla uyanıklık arasında gidip gidip gelmeler yaşadım. Kendimi verdim. Kendimden geçtim. Ama sevmekten asla vazgeçmedim.''

Sevgili beenmaya'nın yazdıklarını okuyunca 'işte bu yaa' dedim kendime. aşık olasım var zati bahara inat çok fena. ay lav yu diyesim var pek bi fena.korkar ya insanlar bunu söylemekten. 'ay ama bunun için çookk eerrkeeennn :P ' ee guzum ben çiçeği de severim, uğurböcüğünü de, kuzuları,tavşanları,Sabuş'umu, kızımı, işimi... bak ne sevecenmişim ben. kasma be gözüm. hayat çok kısa. ölüyorum,geberiyorum demiyorum ki ben sana. sensiz yapamam hiç demiyorum. seviyorum üleeennn. daha güzel bi cümle var mı yaw. bilen beri gelsin.

denenmişi deniyosun. hata ediyorsun demiştin ya bana. haklıydın. olmuyor zati bir başına. sildim gitti nümeronu zati. güvenmiyorum bu telefon nümeroları konusunda kendime. balık hafızalıyım ya ben. neden kızdığımı unutup arıyorum ya da aradığında bişey olmamış gibi konuşuyorum. kin tutamam zati biliyorum da.. en iyisi hayatından tamamen çıkarıp numarayı da silmek. temiz iş..

elentrik kaçırıyorum bu aralar.. Aşk nerdeysen çık dışarııı.. kih kih :))

6 Mayıs 2009 Çarşamba

masum değiliz hiçbirimiz...



bilmece gibi olacak bu yazı biliyorum. ama döküp saçmamın başka yolu yok. deşifre olmak istemez eminim.

herşey çok masum,şımarıkça bir tavırla başladı. ben alet olmazdım aslında buna ama basiretim bağlanmış zannımca:P 'hadi işletelim (aslında tepkisini ölçelim demek bu)' cümlesiyle mesajlajma trafiği başladı. o yanımdan ayrıldıktan sonra da süreceğini kestirememiştim. kapak olsun,nasılsa cevaplayamaz diye yazmaya başladığım fransızca cümlelere yine fransızca yanıt gelince dumur oldu ben. o dakikadan sonra heyecanlı bir mesajlaşma süreci. keyifli geldi bana napim. özele hiç girmeden,taciz etmeden keyifli fransızca sohbet. bana göre lisan pratiği :P oyunu başlatana söyledim sonra. 'biz mesajlaşıyoruz hala. ama fransızcaya geçtik'

Sanırım aldığım tepki bende kırbaç etkisi yaptı. 'hemen mesajlaşmayı kes. o da hazırmış yani' güvensizlik kötü bişey di mi? Denenmek senin hoşuna gider miydi? ben tiksindim kendimden alet olduğum için. sürdürmem de etik değildi.içerledim sanırım aldığım tepkiye. ama yaptığımın bedelini ödedim. onu kaybettim.

dün akşam aldığım fransızca bir mesajdan sonra arınmazsam rahatlayamacağımı anladım.

-sana bir özür borçluyum. konuşmalıyız.
-anlamıştım.sorun değil.
-konuşmalıyız.
-ama bir bedeli olmalı.
-ben ödedim bedelini. onu kaybettim.
-iki hafta sonra yurtdışına gidiyorum. iki yıl dönemiycem.
-biliyorum.
-ne yaptığının,neden yaptığının farkındayım. bu ilk değil.o nedenle sana bunu yaptıranın kim olduğunu biliyorum. seni anlıyorum. anlamıştım. üzülme.
-vicdan azabı çekiyorum.
-seni rahatlatacaksa yüzyüze konuşabiliriz.
-faydası olur mu sanıyorsun ?
-kahveleri sen ısmarlarsan olur.
-piki.
-hemen çıkıyorum.
-piki.


Sonuç benim adıma çok şaşırtıcı oldu. 'R'leri söyleyemeyen, konuşurken gözlerini kırpıştıran, son derece disiplinli yaşayan, idealist, gezgin ruhlu, hayatı yemiş yutmuş, kendini çok rahat sorgulayabilen, yargılayabilen, konuşurken kocaman kahkahalar atan bir adam karşımdaki. başta çok itici, ukala bulduğumdan çok şaşırttı beni. günah çıkardım. özür diledim. özel hayatına müdahale olarak gördüğüm, ama başta böyle algılamadığım için kendime çok kızdım. gayet nazik tolere ettiği için teşekkür ettim. oh beee.. rahatladım gerçekten.

Kapak olsun mu sana bu kızanım. olsuuunn.. sana ne çözsün elalem kendi sorunlarını. güzin abla mısın sen. neyse ki ortak görüşümüz fransızca pratik yapmış ve yeni bir dostluğa başlangıç yapmış olmamız.73 modelim hala büyümemişim yaw. neyse gari....

5 Mayıs 2009 Salı

paracıklarım,paracıklarııımmmm ..


şu para denen şey ne illet bi varlık yaw. koca bir ay çalışıyorum. sanki buhar oluyor paracıklarım. bereketsiz mi param,kriz teğeti biraz mı geçti.. yaw noluyor anlamıyorum ki.. maaşıma zam mı istesem.. eskiden bi de para biriktirirdim ufaktan. şimdi biriktirdiklerim de gidiyor. walla ekonomik davranıyorum. israfım falan da yoktur. şu kocaman alışveriş merkezlerinde aptal aptal alışveriş yapan, bir ayakkabıya, bir kumaş parçasına -ki bunlara giysi entari falan da diyoruz- milyar - yeni paramızla milyon tebiii- verenler var ya boğasım geliyor walla. ayıptır yaw.

kilo vereyim,fit olayım diye canım çıkıyor zati. işe yaradı gerçi.sıkıyönetimsiz 3 kilo verdiysem az daha sıksam olcek zannımca. Ender Saraç'ın besin takviyesi dediği formula7'yi deniyorum. gerçekten tokluk hissi veriyor. bana bile bu his gelebildiğine göre :)) saygı duydum yani ..

pilates kaydımı yenilemedim. inkilisce dersine başladım onun yerine. aynı etkiyi yapar mı bilmem ama son derste canım arkadaşım Erman'cım canımı çıkardı walla. şu işi kıvırmam lazım çok fena taktım. fransızca aldım okulda ama ingilizceyi de gençliğimin şarkılarından az buçuk öğrenmişim. yani kelimeler aşina gelince kökünü,tensini de öğrenince yaparım gibime geliyor. eee hocam da sünger gibisin walla dedi yaa tutmayın beni garii :)

pilkisayarım da geldi artık sayfacığımla da ilgilenirim.yazamadım epeydir ama takip ettiğim blogları okudum sürekli. yenilerini de ekledim hatta takip listeme. gözüşelim ara ara canımın içi...

6 Nisan 2009 Pazartesi

hafta sonu..




Harika bir hafta sonu geçirdim kuzucuğumla.Denizli'deydik. Çocukluk arkadaşım canım Aysun'um,şeker enişte Müjdat,zamane çocuğu oğulları Uzay..Aman Allah'ım ne özenilesi bir aile bu yaw.Dadından yenmiyo wallahi :)Nasıl özlemişim canım arkadaşımı.O kadar keyifliydi ki arada nostalji yapmak gerek.Bana da doping etkisi yaptı hani.
Denizli'nin çarşısını talan ettim.Benim evim mutfak ve ev tekstilinden geçilmez.yine aynı şeyi yaptım.bornozlar,örtüler,önlükler falan fişman..ayyy acaip stres atıyor insan :)

Aradan yıllar geçse de bıraktığı yerden aynen devam edebilmek,hiç eksilmeden.dostluk bu olsa gerek.olsa gerek değil basbayağı bu işte.canım arkadaşım samimiyetin, mükemmel evsahipliğin,yüzünden hiç eksilmeyen kocaman gülüşün,harika yemeklerin, bize de yansıttığın enerjin,sadece senin değil,Uzay'ın,Müjdat'ın da aynı zamanda mükemmel evsahipliği için sonsuz teşekkürler.seviyem seni biliyon di mii :)))

YASAL UYARI

Bu blogtaki yazılarımın izinsiz ya da kaynak belirtilmeden kopyalanması,yayınlanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanununa aykırıdır ve suç unsuru oluşturur.