13 Ekim 2009 Salı
tevazunun kime faydası olmuş bilen beri gelsin....
artık böyle mi bilmiyorum ama ebeveyn denen kitlenin bizim kuşağın çocuklarını neden alçakgönüllü,saygılı, pek bi muteber yetiştirdiklerini anlamış değilim..babam tam bir görev adamıydı mesela.. herkese ama herkese saygı göstermemizi isterdi..bu sebepten azarlardı da hep oluır olmaz yerde.. akrabaya hele bağlılık anlaşılmaz boyutlardaydı..hala da öyle ..anlamış değilim.. oysa herkes kendi derdinde,hayatında.. herkes kendi çıkarları peşinde, ona buna omuz atıp geçerken,ki buna pekl saygıdeğer akrabalarım da dahil.. ee benim saygı duruşum niyee..
91 den beri iş hayatındayım.. tecrübeyle sabittir.. ne kadar uyanık, ne kadar iş bitirici (ki bu işi bitirirken sonunda başarı ve dolayısıyla ödül varsa her yol mübahtır), ne kadar bencil,umarsız ve ataksan o kadar çok yol alıyorsun.. sonuçta yaptığın işi ,kullandığın yöntem ne olursa olsun bitirip,bi de üstüne allayıp pullayıp iyi pazarlayabiliyorsan başarılısın.. kendini pazarlayabilmek de dahil buna..
sen yırtın dur orda ekibimle yaptım,takım arkadaşlarımla
başardım, başarı hepimizin... tırı vırı tırı vırı..yok yaa ..bak yanında oluşan toz bulutunu gördün müü... nanik yapıyolar sana onu da gördün müü... sonra da performans değerlendirmelerinde yırt kendini başkalarının altına imzasını attığı,ama başından sonuna senin kotarıp başardığın projeleri sahiplenmeye çalış.. canım geçmiş olsun..
yani babacım..yanlış öğretiler bunlar.. çocuklarınıza iyi bir üniversite öğrenimi sağlayabilirsiniz..ama çantasına hayatı boyunca kullanacağı kişisel özellikleri de koyamıyorsanız, şu iğrenç kapitalist düzenin dişlileri arasında orasını burasını kaptırmamaya çalışarak, ayakta kalmaya çalışır durur.
haa hayat çok mu kolay.. sen çok mu kolay yaşadın babacım,anacuumm.. yok demem o değil tabi kii.. hiçbirimiz ağzımızda gümüş kaşıkla doğmadık..ama ama ama bak görüyosun be babacım..olmuyo işte tevazuyla, olmuyo saygıyla,alçakgönüllülükle... hep bir adım öne çıkıp BEN demen gerekiyor artık.. hep kollarını iki yana açıp geçmeye çalışanı engellemen gerekiyor artık.. hep sana omuz atana yumruk indirmen gerekiyor artık..
Kim ben mii... ah be babacım.. yapabilsem sana dert yanar mıydım hiç böyle..ama deniyorum valla.. ama kibarca.. 'PARDON SİZE AZ SONRA BİR OMUZ ATICAM. AMA İNANIN İSTEYEREK DEĞİL..MAALESEF DÜZEN BÖYLE.. AMA CANINIZ ACIRSA LÜTFEN SÖYLEYİN.. BİR DAHAKİNİN ŞİDDETİNİ ELİMDEN GELDİĞİNCE AYARLAMAYA ÇALIŞIRIM..!'
haahhhaaa... ay ben bile çok güldüm kendime...
14 Eylül 2009 Pazartesi
saçmalamaca...
Evet haklısın belki..şu cep telefonu denen meret öldürüyor aslında tüm iletişimi.. eskiden, çok eskiden yani, bizim zamanımızda hatta, yoktu telefonlarımız model model cebimizde. ulaşılabilirdik yine de.. merak ederdik birbirimizi.. tut ki görüşmedik bir hafta.. dedin ya hani konuşacak bişeylerimiz olurdu.. anlatırdık heyecanla, dinlerdik birbirimizi sarılarak, koklayarak hem de.. sen anlatırken ben mimiklerini kaçırmamaya çalışırdım. arada susturup seni bir öpücük kondururdum dudaklarına.. ben anlatırken en ince detayına kadar heyecanla, sen saçlarımı okşardın usulca..
mahremiyeti kalmadı kimsenin sanki haklısın.. tuvalette ne kadar kaldığına kadar biliyor herkes sevgilisinin.. günde onbeş kez konuşarak uzaklaşıyor mu insanlar birbirinden.. konuşmuş olmak için yapılan konuşmaları sevmiyorum.. çünkü aslında bu bir konuşma değil dedin ya hani.. peki nasıl alacak sesindeki sıcaklığı sevgili..
ilişkileri konuşmak saçma. nasıl gidiyoru konuşmak saçma.. nasıl olmalıyı konuşmak daha bi saçma.. yaşa gitsin be kuzum.. kıyaslama zati öncesi,sonrası.. maç mı izlemek istedin.. hem de bir hafta görüşemeyip, görüşebileceğimiz günde mi hem de..
ne yapmak istiyorsa onu yapmalı sevgili..
iletişimi bozduğunu düşündüğü ne varsa yok etmeli sevgili.. biten bir aşkı sorgulamak daha mı keyifli... pekiiiii...
sevemedim uçuklarımı..sevmek zorunda mıyım ayrıca..?

Uçuklarım dudaklarımda yeni yapılmış silikon takviyesi edasıyla yer bulmuş durumda..doktorumun dediğine göre direncimin düştüğü,düzgün beslenmediğim zamanlarda olurmuş bu.ee ben de yılda dört beş kez oluyor zati bu..dengeyi çok sık bozuyorum demek ki.hani kendini sev,bedenini sev,falan filan hikayesi vardır ya..ee tamam severim kendimi,pek dişiyim,pek havalıyım zannımca..emme bu nedir yaw..sevmem gayrı..bi de nasıl kaşınıyor gerildikçe.
ne tuhaf vücudun tepkileri..tozlu ortamda burnumun kaşıntısından ölürüm.bi tarafında yara,bere,kesik gördüğümde birinin benim de aynı yerim sızlar.çok kaptırarak kendimi izliyorsam bişeyi embesil gibi düşer alt dudağım,çenem..saçlarımı topladığımda hemen baş ağrım tutar.asimetri takıntım var..pek bi düzgün olcak bulunduğum ortam..kusan birini gördüğümde ben de öğürmeye başlarım..biraz daha kalırsam aynı ortamda beraber kusmaya başlıyoruz zatii..
ee pek bi takıntılı gördüm kendimi..raporlu olup evde ve hasta olmanın psikolojisiyle de pek bi iğrençleşti bu yazı...uçuk,kusmuk falan..
gidem gari ben..sentetik,rengarenk ilaçlarımı alıp acuk dinlenem..
11 Eylül 2009 Cuma
eey aşk..geldiysen masaya üç kere vuuurrr !!

'Kuzucuumm' deyip deyip sevdi adam sevgilisini hep. Küçük bir kız çocuğunu şımartır gibi şımarttı hep onu. 'Ellerin ne güzel senin, burnun ne güzel'. 'Sen ne güzelsin'. Hep gülümsedi sevgilisi ona. Hep yanında olsun,saçlarını hep okşasın istedi. Birlikteyken zaman dursun, hiç geçmesin. İlk karşılaşmalarında nasıl duracak gibi olduysa kalbi, o heyecan hiç bitmesin. Sen gerçek misin gerçekten.. Biter mi peki günün birinde bu masal..
Kadın o kadar meşguldü ki hayatla, o kadar gömmüştü ki kafasını kuma, o kadar kapatmıştı ki kendini insanlara, unutmuştu gökyüzüne bakmayı, unutmuştu çoktan yaşama dair bir çok şeyi..
'Kaldır başını güzel kadınım' dedi adam ona. 'Ben sana mecburum'.. 'Bırak uçuşsun saçların rüzgarda, bırak ellerini bana, bırak koklayayım saçlarını. 'kimbilir kaç kişi senin zarif hallerini sevdi, kaç kişi güzelliğini sevdi, belki gerçek aşkla belki değil, ama bir tek kişi sevdi seni.. bir tek kişi değişen yüzündeki hüznü sevdi..'
Ben hiç aşık olmadım dedi kadın. 'şimdi ben seni sırtıma alsam koşsak koşsak bu gece, sonra yere düşsek çimenlerin üstüne, gökyüzünde de binlerce yıldız olsa, biraz serin olsa üşüsek, öpsem seni, olursun sanırım, ben de olurum..'
" yaşam, yüksek anlamlılık yüklü ender tek anlardan ve bu anların olsa olsa gölge görüntülerinin çevremizde gezindiği sayısız anlardan oluşur. sevgi bahar her güzel ezgi dağlar ay deniz her güzel herşey ancak tek bir kez tam yürekten dilegelir:bir biçimde, söze tam olarak hiç gelebilirse.çünkü bir çok insan bu anları hiç yaşamaz; onlar gerçek yaşam senfonisinin araları ve duruşlarıdır.."
'Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazılar seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedimki 'söz ver kendine'
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki,
Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım...'
İlk kez yaşadığı, ilk kez hissettiği bişeyin peşinden gidiyor şimdi kadın.. Gözleri tamamen kapalı. El yordamıyla.. Ama varlığını ta içinde hissederek..
24 Ağustos 2009 Pazartesi
ne diyorum,kime diyorum beeennn..
Sertap Erener'in bir şarkısı vardı.çok eski.' BAHÇEDE' şarkının adı.. dinlerken başka bir boyuta geçiyorum resmen. Teknoloji özürlü biri olarak henüz öğrenemedim buraya link falan eklemeyi. hani 'şurda' yazan yere tıklıyosun da ilgili sayfaya yönlendiriyo ya seni.. onu öğrencem bi de :).. Neyse yazdık ajandamıza yapılacaklar arasına. ne diyodum..hah işte onu diyodum.. şarkıyı buldum geçen gün bi yerlerde.. amanin hafta sonum ne güzel geçti evde bağıra çağıra bu şarkıyı söyleyip. bana göre öyle tabi.. ev halkının aynı fikirde olduğunu sanmıyorum. :)
Ahanda bitiyo proje çalışmam. sonrasına bakçez gari. daha bişi belli değil.
Yaw bi de bi arkadaşlık sitesine üyeyim ben. canım sıkılıyo profil oluşturup giriyorum. sıkılıyorum iptal ediyorum. bööyyle istikrarsız bir durum benimkisi. şehir efsaneleri vardır bu sitelerle ilgili. doğrudur da eminim. ne saçma sapan, ne süzme yurdum insanı azınlıkta değil burda tahmin ediyorum. girdiğim zamanlarda siteye bizzat görüyorum da.. ama ben mi doğru insanları seçebiliyorum.. şansıma mı düzgün insanlar denk geliyor bilemedim.. güzel arkadaşlıklar ediniyorum ordan. Ay geçen salı doğumgünümdü. Kutlanacak yaşta değilim zaten ya neyse gari. bana hiçbir hatırlatma ve zorlama olmadan çiçek gönderen bütüüüün arkadaşlarıma ahanda burdan teşekkürü bir borç bilirim.. ben sizler için varııımmm :)) yılda bir kez şımartıyorum kendimi nolmuş yanii.. kime ne zararı var alla allaaa :)
bir arkadaşım bana pudra şekerim dedi geçenlerde.. amaann nasıl hoşuma gitti.. dedim benim olsun bu.deme sen kimselere..
Bab-ı Esrar'ı okuyorum bu aralar.bitince daha detaylı yazıcam kitap hakkında ama şimdilik söyleyebileceğim kitabın çok zor ilerlediği. hoşuma gitmedi kurgusu, konuya hakimiyeti falan filan. Tebrizli Şems'in hikayesi yine ama bu konuya polisiye bi hava katmaya çalışmak olmamış. Ahmet Ümit.. olmamış..
ne yaparsam yapayım hayatımdaki boşluk hissini dolduramıyormuşum gibi geliyor bana hep. insanoğlu ne doyumsuz. Büyük ozan Hande Yener demiş ya 'her yerde aşk var ama gören yok..hayrolaaa'.. ahanda nerde.. şair de demiş ya 'havada aşk kokusu var'.. ee haniii :) yeni insanlar tanıyorum. değişik renkler hayatımda. boşluk dolduranlardan olamıyor ki ne yazık ki.. Horus'un dediği gibi, sevgi arsızıyım galiba ben..:)
yaz bitmesin daha yaw.. daha doyamadım rengarenk elbiselerime..
yine saçlarımı boyatmak,rengini değiştirmek düştüğüne göre zihnime tepresyonum da yakındır biline.. sesimi duyan vaarrr mıııı !!!!!!
3 Ağustos 2009 Pazartesi
here I'm ...
bambaşka hayatlardan üç kadın. farklı yaşlarda, farklı mesleklerde, farklı tarzlarda.. bir şekilde artık bir aradalar. aynı çatı altında, ortak yaşamlarda. yeni başlangıçlar beni yoruyor aslında. yeniden başlamak.. kocaman, içi dolu kelimeler. hadi deyince oluyor mu? oldu walla.. tamamen tesadüfler, belki de zamanıydı artık.
balkonlu benim odam. istediğim gibi döşedim. küçük ama sevimli. müzik setimi kurdum ilk önce. gelir gelmez eve son ses play tuşu. iflah olmaz bir radyo dinleyicisiyim. akşamları kitaplarıma gömülüyorum. içe yolculuk etmeyeli, iç sesimi dinlemeyeli çok olmuş.. taşıyor artık. dinliyorum usulca.
yaralarımı iyileştirmeye çalışıyorum çokça. incinmek ne kolay oysa. yalnız değilsin diyorum kendime.. nasıl da yalancısın :)
yeniden başlıyorum. düştüm. dizlerim kanadı çokça.. kabuk bağlamaya yüz tutmuşken kalktım.. yürüyorum yavaşça. evet yeniden başlıyorum..
11 Temmuz 2009 Cumartesi
'AŞK' ile...
Yoktum epeydir. ama sevdiğim blogları okudum vakit buldukça. yoğun geçiyor bu aralar. bir proje aldım. üç ay kadar buna yoğunlaşmam gerekiyor. bitince büyük adam olcem :P çok satan kitapları okumayı pek tercih etmiyorum. çok iyi promosyon yapıldığından iyi satan yazarlar var. bu fırsat verilmeyip de arada kaybolan çok iyi kalemler var aslında. çifte standart olduğunu düşündüğümden çok tercih etmiyorum çok satan kitapları. ama Elif Şafak'ın son kitabı 'AŞK'ı Mesnevi'den esinlenerek yazdığını duyunca bir söyleşisinde merak ettim. Bir de yazarın daha önce hiç bir kitabını okumamıştım ama hafta sonu gazete yazılarını takip ediyordum. söyleşide de böylee bir tevekkül hali, bir huzur yüzünde, yumuşacık ses tonu, sakinliği falan etkiledi beni. okuyan bir kaç arkadaşım da şiddetle tavsiye edince okudum kitabı. bu vakitsizliğime rağmen yolda, uyumadan önce, yemek yerken kısacası bulduğum her fırsatta hem de. bırakamadım elimden. gerçekten etkilendim.
Zaten oldum olası pozitif enerji neyin tırı vırılarını budizmde, taoda falan filan arayan insanları garipsemişimdir. abi bizim Mevlana'mız yok mu. 'kim olursan ol yine gel' diyen, dünyanın tanıdığı. napıcan konfiçyüsü falan. sana ahanda burnunun dibinde söylüyo özüne dön, enerjiyi de, iyiliği de, Allah'ı da içinde bulacaksın demiyor muydu? Mesnevi'yi okumak isterim. elimde fosforlu kalem, hep altını çizerek okudum. kafamı en çok kurcalayan cennet cehennem ve kader kavramlarıydı önceden. kitapta bunları da çok sade biçimde özetlemiş.
'' Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.''
'Geçmişte çok kötü bir günah işlemiş, şimdi de vicdanı aç bir fare gibi beynini kemiren bir adamın çektiği azaptan daha beter cehennem azabı olabilir mi? O adama sor, anlatsın sana cehennem nedir. Yada insanlığa maddi manevi hayrı dokunan, kalp kırmak yerine kalp onaran, sonsuz bir muhabbet zincirinde halka olmayı başaran ve kainatın sırlarına parmaklarının ucuyla dokunan kişinin doygunluğundan öte cennet mi var? O adama sor, anlatsın sana cennet nedir. ' (bknz.syf. 231)
oldum olası cehennem azabını malzeme yapan din adamlarından tiksinmişimdir. İşte tam da buydu inandığım. başımı örtmüyorum. namaz kılmıyorum. ama ben iyi bir insanım. kötü söz söylemiyorum, kötü düşünmüyorum, Allah'la arama kimseyi sokmuyorum. duamı kendim ediyorum. bunun üzerine ibadet mi var ? şekle, kalıba sokmak neden dini?
'' Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, 'ne yapalım kaderimiz böyle' deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin. '' (bknz.syf.275)
Şu kaderci, teslimiyetçi ruh halimiz de beni delirten durumlardandı. Allah sana akıl, mantık vermiş. hayatına elbette yön verebiliyorsun. fırsatları görüp değerlendirmek ya da görmezden gelmek senin tercihin.
''Aşka hepimizin ihtiyacı var. Hangi sınıftan, hangi kesimden, hangi görüşten olursak olalım aşk herkes için temel bir ihtiyaç. Kainatın özü aşk. Yaradılışımızın sebebi aşk. Romandaki kurallardan biri diyor ki: hepimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Ömrü hayatımız, belki de bütün çabalarımız tamamlanma arayışından kaynaklanıyor. Ve bizi tamamlayacak olan yegâne şey aşk. Onu arıyoruz hepimiz.'' (yazarın söyleşisinden)
Kitabın kapağının pembe tasarlanmış olmasını yazar; kız çocuğu annesi olmasının ve evde bu nedenle pembe renk hakimiyetinin kararını etkilemiş olabileceğini söylüyor. bi de çok güldüğüm tarafı bu kapak rengi işinde, yurdum erkeklerinin 'erkek adam pembe kapaklı kitap okumaz' mantığı nedeniyle okuyamadıklarını yayınevine iletmiş. bu baskıya dayanamayan yayınevi ise çareyi erkekler için kapağı kül rengi tasarlamak da bulmuş. şu kalıpları aşabilsek önce, sonrasında neleri aşabilicez ah bi anlayabilsek.
Hasılı canım blogcum, çoook keyifle, çokça da düşünerek, sindirerek okumaya çalıştım her satırını. Şiddetle tavsiye ederim...
8 Haziran 2009 Pazartesi
bu bir yorgun kedi yazısıdır...
İlk kez kendimi bu kadar savunmasız, yalnız hissettim. İlk kez ruhum bu kadar çıplak kaldı. Bildiğim, öğrendiğim, öğretilen, hatta dayatılan bütün değerleri sorgulamaya başladım. İlk kez değil aslında iniş çıkış sefil hayatımda. Ama sanırım en sarsıcı olanı bu. Etrafımda olup bitenleri bir kaç ağlama krizinden sonra sükunetle izlemeye başladım. Sessiz atıyorum adımlarımı. Tek dikkat ettiğim emin ve sonradan pişman olmayacağım özellikte olmaları aldığım kararların. Radikal bir karar daha aldım. Gidiyorum. Yeni bir başlangıç için geç bile kaldım. Kalabalıklarda bile kendimi yalnız hissetmeye başlayalı epey oldu çünkü. Tüm bildiğim kutsal değerleri arkamda bırakarak hem de.
Horus; ruhumun senin yanında çıplak kalacağı, senin yanında, sana sarılarak saatlerce ağlayacağım hiç aklıma gelmezdi. Fakat nasıl bir huzur. Nasıl bir güvende olma hissi. Ben ağlarken saçlarımı okşayarak 'geçecek hepsi' demen taa içinde hissederek hem de.. Elbette dik duruyorum Horus, herşeye rağmen. Varlığının, ben ya da sen nerede olursak olalım hayatımda olacağını biliyorum. Her koşulda bana elini uzatacağını biliyorum. Gidiyorum...
Deniz kenarında bahçeli küçük bir evim olacak artık. Artık hayallerimi gerçekleştirme zamanı. Ruhumun arınma, benliğimin hesaplaşma, egomun törpülenme zamanı. Tam da şimdi işte.. Zor, çok zor geride bırakmak herşeyi. Benim için dua edin...
31 Mayıs 2009 Pazar
öfke kontrol merkezi buyruuunnn !!!!
Amca niye bağırıyosun anlamıyorum ki? Yav insanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa di mi ama.. Bu yaştan sonra sana iletişim dersi mi vericem? töbe töbee.. Almış telefonu eline gazetecileri arıyormuş, birazdan hepsi buraya gelirmiş, o zaman biz görürmüşüz.. ba ba ba baaa!!! Ey müslüman din kardeşim; kapıdan içeri girmişsin, hoşgelmişsin, sana bak bunlar promosyon demişiz, mühendismişsin emme hesap kitap yanlış be babacım. Koca dergiye basmışız di mi yalan mı söylicez.. anlatıyorum bi dinlesen. ahanda doğrusu budur.. bak yine tükürükler saçıyosun bağırırken.. Hey güzel Allah'ım beni yaratırkene sabır küpümü fullemek zorunda mıydın? Hadi anacım bu maç bitmez. geç bakalım son raunda..
- Siz beni aptal mı sandınız?
- Rica ederim efenim,o nasıl söz..
- Ben mühendisim,bak ahanda hesap budur.Siz kandırıyorsunuz insanları..
- Bıttırı Zıttırı Bey, sanırım gözünüzden kaçtı. Ahanda hesap budur. bakın çok net aslında matematik hesabı.. Yani bu kadar şu kadar kazançlısınız bu alışverişte..
- Sen beni aptal mı sandın?
- Reca ederim.
- Ben mühendisim ve çok zeki bi insanım.
- Saygı duydum efenim zekanıza. Sizi anlıyorum.
- Bütün gazetecileri toplıycam buraya.
- Bıttırı Zıttırı Bey, ama beni dinlemiyorsunuz. Bu şekilde iletişim kuramayız.Öncelikle ses tonunuzu ayarlamanızı rica ediyorum sizden. Sanırım diğer müşterilerimizi rahatsız ediyoruz. Rica ediyorum.
- Bıdı bıdı bıdı,bi de vıdı vıdı vıdı, haa bir de bla bla bla.. Ben mühendisim.
- Anlıyorum ve emin olun zekanıza ve tabi mühendisliğinize saygı duyuyorum.Elbette her türlü yasal hakkınız mevcuttur.
Tabi tabi gazeteci dostlarınızın sizinle ilgilenmesi bizi mutlu eder.
Tabi tabi anlıyorum.
Ben izninizle diğer müşterilerimizle ilgilenmek zorundayım.Size keyifli alışverişler diliyorum. Tekrar bekleriz.
Hey yumurtaya can veren Rabbiiiimmm, hikmetinden sual olunmaz emme ben de senin kulun deel miyim? Ahanda bana bu eziyet neden? Mühendis olamadıksa nolmuş yaneee..
İşimi seviyorum ben yaw, kendimi daha bi çok seviyorum. Ahanda yine şarz oldum. Bekleyin beni geliyoruuummm...:))
29 Mayıs 2009 Cuma
ortaya karışık.. yan masadan..
Eti'nin crax kıvrık krakeri var kırmızı janjanlı pakette,bayılıyorum katır kutur yemeye..
Ahanda yine slowturk radyom..
Bukalemun gibiyim. saçlarımı şekilden şekile sokabiliyorum. ben kendimi seviyorum.
siyah eteğimin üzerine giydim siyah beyaz puanlı gömleğimi. topuklu da bi ayakkabı. aman da herkesler pek bi bayıldı bana dün..
satın aldığı cep telefonu bozulan, haliyle çok sinirlenip üzülen yaşını almış, emekli öğretmen olduğunu söyleyen Süleymen Bey'e 'üzülmeyin lütfen, yıpratmayın böyle küçük şeyler için kendinizi. halledemiyceğimiz bişey yok. size bişey olmasın' dedim. ben mi dedim. walla ben dedim. Ama hak verdi bana. Şaştım ben de kendime ..
Kızım artık benim kıyafetlerimi, ayakkabılarımı giymeye başladı. ben mi değiştireyim tarzımı, o mu karar veremedik henüz :P
Anneme bilgisayarıma virüs girmiş sanırım dedim. 'Amaaann çok yaklaşmayın o zaman. Ne olduğunu nerden bileceksiniz kızım Allah korusun' dedi yaw. seviyorum ben bu kadını..
Ösledim ama seni. Dön gari de kahve keyfi yapak di mi ..
Ay sonlarını sevmiyorum. Sıkıldım şu performans değerlendirmelerinden ofiste. Bir de ayarım kaçtı ay sonuna doğru çok parasız kalıyorum. Babaaa seni de seviyorum walla :P help me...
Önüme çıkan fırsatları değerlendirebilseydim kesin şimdi şarkıcıydım. Bak ne özel ve seçilmiş bi insanım ki çevremdekileri billur sesimden mahrum bırakmayayım diye hiç susmuyorum :P yaşasııınn kötülüüükk :)
Funda Arar'ın son albümünü dinlemeye doyamıyorum.. Muhteşeeemmm..
Boş zamanlarımda ingilizce-türkçe sözlük okuyorum. Erman'ım, canım örtmenim gurur duyuyorsun di mi benimle..
Cilt tipimin kuperoz cinsinden olduğunu öğrendim dermatoloğumdan. Alerjik demekmiş yani. Dermokozmetik ürün kullanmam gerekiyormuş. Neyse ki çok harap etmeden cildimi, müdahale ettiniz efenim. Mersi beaucoup..
Gidem gari ben, son sigaram bekler beni..
hüzün müdür acep benim adım !!!!!
Hüznü seviyorum galiba ben. Hele ruh halim iyi değilse ki çok çabuk düşerim ben bu anlamda, direncim düştüyse yapışıp kalıyor bana hüzün. Kimseye verdiğim bir rahatsızlık yok neyse ki.. Hani o negatif enerji yayma meselesi falan olmuyor yani. Önce radyoda slowturk frekansı ayarlanır. Şekerli türk kahvesi ve sigara tabakası alınarak pencere kenarına oturulur. Netbook da alınarak bilimum bloglar okunmaya başlanır. Arada dalıp gidilir, hesaplaşma saati gelmiştir.
İnsanoğlu ne garip. ölçüsü,ayarı yok çoğunun. imalat hatası zannımca. Sevmiyorum şu anaç yanımı. Seçimlerim hatalı bu sebeple. Beni yanıltıyor. En az zararla sıyrılabilmek için tüm gayretim.
Kuzum; sana güvenmek istiyorum. Çünkü en az kendim kadar samimi buldum seni. Bulmaca çözmek değil niyetim. Nolur açık ol, net ol. Biri beni mi anlattı ki sana bu kadar sarılıp sarmalandık, parçalar bu kadar mı cuk oturur. Bitterden sinemaya kadar. Şaşırtıcıydı bu hız. Frene şimdi mi basmalıydık bilemedim. Sakladığın, paylaşmak istemediğin her ne ise beni senden uzaklaştırıyor. Senin için ne yapabilirim? Hayatın boyunca kaç kere duydun ki bu cümleyi? Ne kadar önemli olduğunu kaybetmeden farketmelisin. Oldu di mi hayatında iniş çıkış. Ee sorun ne? Gerçeği görebilmen için engel ne? İletişim kuramaman mümkün değil bu donanımla. Bencilce..
Artık kimseye uzat elini demiyorum. Yeni bir sistem kurdum içimde, kendi kendini onarıyor teklediğinde.. Ben kaldığım yerden devam ediyorum.
Eee beni seven arkamdan gelsin kuzzuuummm...
26 Mayıs 2009 Salı
neymiiişş? aklın yolu birmiiişşş :))
Bir önceki yazımda da belirttiğim ve çemkirdiğim üzre Turkcell connect kartımla ilgili sorun, yine ilgili şirketin çözüm merkezi tarafından, adı da üzerinde zaten, çözümlenmiş bulunmaktadır. Çözüm üretmek adına benimle ve feryadımla ilgilenip kayıtsız kalmayan ve de ben konuşurken kalite standartları gereği sesimi kaydederek dinleyen ve şahsi çıkarlarım adına kullanamayıp güncellemelere yedirdiğim 1 GB kullanım hakkımı iade eden yüce Turkcell yetkililerine huzurlarınızda teşekkürü bir borç bilirim. Mutlu bir kullanıcı olarak beni tekrar kazandığınıza sevindiniz mi bilmem emme kendi adıma aklın yolunda buluşabildiğimizden gayri ben sevinçliyim. artık buyurduğunuz üzre Turkcell'le hayata bağlanabilirim zannımca :))) kalın sağlıcakla...
17 Mayıs 2009 Pazar
kerizliğime doymiyim ..

İki hafta önce Turkcell'in kampanyasından yararlanıp connect kart satın aldım. Kampanya kapsamında mininote bilgisayar hediye ettiler.Connect kart ise 4 GB kampanya formatına göre. Aldım minicik bilgisayarımı koydum çantama. ohhh her yerde internet. Yine de temkinli davranıyorum kotayı aşmiyim de ekstra para ödemiyim diye.. Emme velakin 5 gün sonra sorgulama yaptığımda ne göreyim. Kalan GB ' sıfıııırrr'. Hadi canım şaka yapıyosunuz. Eeee neymiş aslında 1 GB mış. 3G uygulaması başlayınca 4 GB olacakmış. Tamam kabul ettik. 5 günde nasıl biter 1 GB? İçeriğinde 100 bilmem kaç saat internet,400 şarkı falan fişman yazıyo. Ben video bile tıklayıp izlemedim, bırak şarkı falan indirmeyi. Eeee neymiş ? Ben ilk kullanıcı olduğumdan internete her bağlandığımda haspam güncelleme yapmışmış. nasıııı yani? benim niye bundan haberim yok? wireless kullanabildiğim yerlerde açsaydım güncelleme yapılacaksa illa ki.. Keriz miyim ben 5 günde güncellemeye giden 1 GB için 69 TL ödeyeyim? Satın aldığım ekstra işlem merkezine gidiyorum. eee güncelleme yapar tabi.. canım öperim seni ben. bunu şimdi mi söylüyosun? Yazdım sitesinden müşteri hizmetlerine.. ne kadar ciddiye alıp çözüm üretecekler merakla bekliyorum. Beni kendimi aldatılmış bir keriz gibi hissettirdikleri için tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.
yine mi yaa..

Büyük evleri hiç sevmem ama sırf şu yazlık kışlık kaldırma derdi yüzünden koccaman bir giysi odam olsun istiyorum. aman ne eziyet yaw bu. bir günümü aldı çıkartmak, kaldırmak. bir de yıka, ütüle, kaldır. ne angarya. çocukken annem bana iş yaptıramazdı evde. kızım kendi evinde illa ki yapacaksın. nereye kadar kaçacaksın. yap elin alışsın derdi. yaw tamam elim alıştı da sevmiyorum ev işini. ne nankör iş. yap yap iki gün sonra yine toz. ben ve kocam zengin olacağımız için evde yardımcılarımız olacak zaten. gerek yok derdim. gördüm yardımcıyı :)) elini korkak alıştırma yavrukuşum. hadi bakem seni bekler ütüler.. gitti bir hafta sonum daha yabana.
sanal bağımlılık..
bende mi yaşlanınca tüm günümü bilgisayar başında geçiricem acaba? bu insanlar sosyalleştiklerini düşünüp de mi bu kadar gömülüyorlar? Tamam girdiniz,tanıdınız feysin bukunu. bin tane arkadaş eklemek niye? tamam buluştunuz yaşıtlarınızla, ay o dernekleşelim neyin nesi yaw? ne amaçsız , ne boş muhabbet yaptığınız.. izlerken herbirinizi hayatı ne kadar içi boş gördüğünüzü farkedip hayrete düştüm. sanal çiçekler, sanal çikolatalar, sanal meyve sepetleri gönderip birbirinize teşekkür etmeyene küstüğünüz gerçekten doğru mu yaw? siz anlatırken keyifle ben hayrete düştüm. Yurdum insanı yaw. aç gözünü seyreyle komediyi. töbe töbeeee....
8 Mayıs 2009 Cuma
aşık olasım var çok fenaa...
''Ya eksik kaldım ya fazla sevdim. Ortayı tutturamadım bir türlü. Çok ağladım. Ağlattım belki de. Uykuyla uyanıklık arasında gidip gidip gelmeler yaşadım. Kendimi verdim. Kendimden geçtim. Ama sevmekten asla vazgeçmedim.''
Sevgili beenmaya'nın yazdıklarını okuyunca 'işte bu yaa' dedim kendime. aşık olasım var zati bahara inat çok fena. ay lav yu diyesim var pek bi fena.korkar ya insanlar bunu söylemekten. 'ay ama bunun için çookk eerrkeeennn :P ' ee guzum ben çiçeği de severim, uğurböcüğünü de, kuzuları,tavşanları,Sabuş'umu, kızımı, işimi... bak ne sevecenmişim ben. kasma be gözüm. hayat çok kısa. ölüyorum,geberiyorum demiyorum ki ben sana. sensiz yapamam hiç demiyorum. seviyorum üleeennn. daha güzel bi cümle var mı yaw. bilen beri gelsin.
denenmişi deniyosun. hata ediyorsun demiştin ya bana. haklıydın. olmuyor zati bir başına. sildim gitti nümeronu zati. güvenmiyorum bu telefon nümeroları konusunda kendime. balık hafızalıyım ya ben. neden kızdığımı unutup arıyorum ya da aradığında bişey olmamış gibi konuşuyorum. kin tutamam zati biliyorum da.. en iyisi hayatından tamamen çıkarıp numarayı da silmek. temiz iş..
elentrik kaçırıyorum bu aralar.. Aşk nerdeysen çık dışarııı.. kih kih :))
6 Mayıs 2009 Çarşamba
masum değiliz hiçbirimiz...
bilmece gibi olacak bu yazı biliyorum. ama döküp saçmamın başka yolu yok. deşifre olmak istemez eminim.
herşey çok masum,şımarıkça bir tavırla başladı. ben alet olmazdım aslında buna ama basiretim bağlanmış zannımca:P 'hadi işletelim (aslında tepkisini ölçelim demek bu)' cümlesiyle mesajlajma trafiği başladı. o yanımdan ayrıldıktan sonra da süreceğini kestirememiştim. kapak olsun,nasılsa cevaplayamaz diye yazmaya başladığım fransızca cümlelere yine fransızca yanıt gelince dumur oldu ben. o dakikadan sonra heyecanlı bir mesajlaşma süreci. keyifli geldi bana napim. özele hiç girmeden,taciz etmeden keyifli fransızca sohbet. bana göre lisan pratiği :P oyunu başlatana söyledim sonra. 'biz mesajlaşıyoruz hala. ama fransızcaya geçtik'
Sanırım aldığım tepki bende kırbaç etkisi yaptı. 'hemen mesajlaşmayı kes. o da hazırmış yani' güvensizlik kötü bişey di mi? Denenmek senin hoşuna gider miydi? ben tiksindim kendimden alet olduğum için. sürdürmem de etik değildi.içerledim sanırım aldığım tepkiye. ama yaptığımın bedelini ödedim. onu kaybettim.
dün akşam aldığım fransızca bir mesajdan sonra arınmazsam rahatlayamacağımı anladım.
-sana bir özür borçluyum. konuşmalıyız.
-anlamıştım.sorun değil.
-konuşmalıyız.
-ama bir bedeli olmalı.
-ben ödedim bedelini. onu kaybettim.
-iki hafta sonra yurtdışına gidiyorum. iki yıl dönemiycem.
-biliyorum.
-ne yaptığının,neden yaptığının farkındayım. bu ilk değil.o nedenle sana bunu yaptıranın kim olduğunu biliyorum. seni anlıyorum. anlamıştım. üzülme.
-vicdan azabı çekiyorum.
-seni rahatlatacaksa yüzyüze konuşabiliriz.
-faydası olur mu sanıyorsun ?
-kahveleri sen ısmarlarsan olur.
-piki.
-hemen çıkıyorum.
-piki.
Sonuç benim adıma çok şaşırtıcı oldu. 'R'leri söyleyemeyen, konuşurken gözlerini kırpıştıran, son derece disiplinli yaşayan, idealist, gezgin ruhlu, hayatı yemiş yutmuş, kendini çok rahat sorgulayabilen, yargılayabilen, konuşurken kocaman kahkahalar atan bir adam karşımdaki. başta çok itici, ukala bulduğumdan çok şaşırttı beni. günah çıkardım. özür diledim. özel hayatına müdahale olarak gördüğüm, ama başta böyle algılamadığım için kendime çok kızdım. gayet nazik tolere ettiği için teşekkür ettim. oh beee.. rahatladım gerçekten.
Kapak olsun mu sana bu kızanım. olsuuunn.. sana ne çözsün elalem kendi sorunlarını. güzin abla mısın sen. neyse ki ortak görüşümüz fransızca pratik yapmış ve yeni bir dostluğa başlangıç yapmış olmamız.73 modelim hala büyümemişim yaw. neyse gari....
5 Mayıs 2009 Salı
paracıklarım,paracıklarııımmmm ..
şu para denen şey ne illet bi varlık yaw. koca bir ay çalışıyorum. sanki buhar oluyor paracıklarım. bereketsiz mi param,kriz teğeti biraz mı geçti.. yaw noluyor anlamıyorum ki.. maaşıma zam mı istesem.. eskiden bi de para biriktirirdim ufaktan. şimdi biriktirdiklerim de gidiyor. walla ekonomik davranıyorum. israfım falan da yoktur. şu kocaman alışveriş merkezlerinde aptal aptal alışveriş yapan, bir ayakkabıya, bir kumaş parçasına -ki bunlara giysi entari falan da diyoruz- milyar - yeni paramızla milyon tebiii- verenler var ya boğasım geliyor walla. ayıptır yaw.
kilo vereyim,fit olayım diye canım çıkıyor zati. işe yaradı gerçi.sıkıyönetimsiz 3 kilo verdiysem az daha sıksam olcek zannımca. Ender Saraç'ın besin takviyesi dediği formula7'yi deniyorum. gerçekten tokluk hissi veriyor. bana bile bu his gelebildiğine göre :)) saygı duydum yani ..
pilates kaydımı yenilemedim. inkilisce dersine başladım onun yerine. aynı etkiyi yapar mı bilmem ama son derste canım arkadaşım Erman'cım canımı çıkardı walla. şu işi kıvırmam lazım çok fena taktım. fransızca aldım okulda ama ingilizceyi de gençliğimin şarkılarından az buçuk öğrenmişim. yani kelimeler aşina gelince kökünü,tensini de öğrenince yaparım gibime geliyor. eee hocam da sünger gibisin walla dedi yaa tutmayın beni garii :)
pilkisayarım da geldi artık sayfacığımla da ilgilenirim.yazamadım epeydir ama takip ettiğim blogları okudum sürekli. yenilerini de ekledim hatta takip listeme. gözüşelim ara ara canımın içi...
6 Nisan 2009 Pazartesi
hafta sonu..
Harika bir hafta sonu geçirdim kuzucuğumla.Denizli'deydik. Çocukluk arkadaşım canım Aysun'um,şeker enişte Müjdat,zamane çocuğu oğulları Uzay..Aman Allah'ım ne özenilesi bir aile bu yaw.Dadından yenmiyo wallahi :)Nasıl özlemişim canım arkadaşımı.O kadar keyifliydi ki arada nostalji yapmak gerek.Bana da doping etkisi yaptı hani.
Denizli'nin çarşısını talan ettim.Benim evim mutfak ve ev tekstilinden geçilmez.yine aynı şeyi yaptım.bornozlar,örtüler,önlükler falan fişman..ayyy acaip stres atıyor insan :)
Aradan yıllar geçse de bıraktığı yerden aynen devam edebilmek,hiç eksilmeden.dostluk bu olsa gerek.olsa gerek değil basbayağı bu işte.canım arkadaşım samimiyetin, mükemmel evsahipliğin,yüzünden hiç eksilmeyen kocaman gülüşün,harika yemeklerin, bize de yansıttığın enerjin,sadece senin değil,Uzay'ın,Müjdat'ın da aynı zamanda mükemmel evsahipliği için sonsuz teşekkürler.seviyem seni biliyon di mii :)))
29 Mart 2009 Pazar
sen dizime uzandın.ben sana bir hikaye anlattım..
Hikaye bu ya işte..Kadın hep paylaşmak üzerine kurmuştur hayatını.Gökyüzü ona göre pembedir hep.Kötü olsa da geçmiş,adı üstünde geçmişte kalmıştır.Belirsiz olsa da gelecek adı üstünde işte gelecek nasılsa..Mavi olur belki de..Onu her zaman güldüren,ağlamasına da izin veren dostlar edinmeli der hep.Ruhu yatıştırılmaya ihtiyaç duyduğunda nereye gideceğini de bilmeli.
Hikaye mi? Kadın dizlerine uzanan erkeğin saçlarının arasında gezdirmektedir parmaklarını.Şefkatle belki de.
- Neden kendi için yaşamaz insan ?
- Yapabilirsin.
- Ölmeden önce yapmalısın dedikleri var ya hani..10 madde mesela ..
- Ne istersin ?
- Kendi kendimi mimledim zannımca :)
- Uçuktur seninkiler ..
- Uçmakla başlayayım o zaman..Balon seyahati harika olurdu.
Bir oyunda oynayacağım zor bir rol..
5-6 tane çocuğum olsa..
Başlayıp bitiremediğim öykülerin sonu gelse..
Mantığımı yitirecek kadar aşık olsam..
Şirketimde Yönetim Kurulu'na girsem..
Mutfakta harikalar yaratabilsem :)
ben dizine uzansam,o saçlarımı okşasa,bana en güzel hikayesini anlatsa..
upuzun kuyruklu,bembeyaz kumaşı rüzgarda uçuşan bir elbiseyle,yalınayak yürüsem
sahilde..
- Yapabilirssiiiiinnn ...
- Kendim için diye başlarsam gerisi gelecek zaten...üfff kendi ruh halimden sıkıldım şimdi,tam da şu anda..kalk hadi kalk hikaye mikaye yok :)))töbe töbeee..
Sabuş'uma yazdım bugün uzun uzun.yerine kimseleri koyamadığım dostum,canım arkadaşım.gitti gideli bir yanım hep eksik.yerlere kapaklanarak güldüğümüz,eşşekler gibi ağladığımız mutfak sohbetlerinin yerini hiçbirşey tutmuyor.ruhum arınmak istediğinde güvenecek,sığınacak bir dost kapısı bulamıyor.karşılıksız,beklentisiz sevgiyi bulmak meğer ne zormuş.yazdım Sabuş'uma da.hemen olmasa da cebinde kelimelerle illa ki dikiliyorlar karşına.bıdı dıbıdı bıdı,bla bla bla....ah be Sabuş'um dön gari..çok yalnızım..çok soğuk ruhum..
ENDİPNOT: yeniden deniyorum.ama tek taraflı olmuyor.çaba ya da istek görmek mutlu ederdi beni farkındasın.yoksa neden burdasın..lütfen silkelen biraz ve tut artık elimden.ben istemiyorum artık toparlamak kimseyi.lütfen uzat elini...
20 Mart 2009 Cuma
siyah - beyaz kokuyor bu yazı ...
- Neden unutamıyorum ben seni ?
- Bize dair olumsuz çok az şey var hatıramda..
- Böcük böcük bakma bana öyle ..
- Offf..bu kahve ne kadar lezzetli..
- Ciddi olalım acuk,politikada farkındalık vahyoldu bana,sayende zannımca..
- Evet.. o şiiri seninle dinlemek ayrı bir keyif..
- Facebuk mu? o da ne ? ben çoktan gittim..
- özleşmişiz zannımca..
- Evet sen de benim için değerlisin..
- Çok severim bu kelimeyi..KIYMETLİM..
- Kendi kendime konuştuğumun resmidir..
- Sahi neden unutamıyorum ben seni ?
HEIDI'yi anasım geldi..beni andı zannımca :)
Renk renk kalemlerim var benim.Yeri,göğü istediğim gibi boyadığım.Gökyüzü pembe, ağaçlar mavi,güneş beyaz benim dünyamda.İnsanlar çöpten adam sokaklarda.Evlerinse mutlaka bir çatısı,tüten bir bacası,ortasından kenarlara tutturulmuş çiçekli perdeleri var.Etrafı çitle çevrilmiş bahçede mor,yeşil,somon rengi çiçekler,mavi gövdeli ağaçlar var.
Bir film senaryosu kafamda renkli dünyada geçecek olan.Kelimeler birbirine çarpıyor kendilerine yer bulabilme telaşıyla.Cümleler bütün hale gelebilmek için ter döküyor. Yönetmen motor demeden bitmeyecek bu koşturmaca.
Gökyüzü daha sıcak renkte olmalı,güneş sıcak sarı parlamalı.Çöpten adam,çöpten kadına daha sıkı sarılmalı,çöpten çocuklarının ellerini daha sıkı tutmalı.
Evin bacası tok tütmeli pof pof..Gökyüzü griye dönse bile hemen bir astar çekip, tekrar pembeye boyamalı, acele..
Hııımmm...ne güzel manzara :))
16 Mart 2009 Pazartesi
İZMİRRRR ... (Yılmaz Özdil'den)
Türkiye’den sıkıldığım zaman İzmir’e giderim ben.
Simite gevrek
deriz biz...
Çekirdeğe çiğdem.
Kordon elektrik
aleti değildir.
Kumru da kuş değildir
bizim için...
Yengen’i yeriz.
Sen sigorta dersin...
Biz asfalya deriz.
Uzatmayız...
Gidiyom geliyom deriz.
Domates dediğin, domat işte.
Evimiz isterse 800 metrekare olsun, balkonda otururuz. Hıdrellez filan gibi mazeretler uydurur, sabaha kadar sokaklarda içeriz. Bi oturuşta 60’ar 80’er midye yeriz, istifno severiz, cibez’e bayılırız; gece 3-4 gibi boyoz’a dalmazsak, kan şekerimiz düşer! Boş lafa karnımız toktur bu arada, tırışkadan teyyare gibi atasözlerimiz vardır...
*
Paraşüt kulesinden atlamayana kız vermezler; kızlarımızı da tavlayamazsın ha... Canı çekerse, o seni tavlar! Liseye giden kızının erkek arkadaşının olması kasmaz babaları; kendilerinin de kız arkadaşı vardı lisede... Bak iddia ediyorum, okey şampiyonası düzenlense, İzmirli kadınlar alır kupayı... Erkekleriyle kahveye giderler çünkü... Şaşırdın di mi? Al buna da şaşır, nargile içerler... Askılı giyerler, şortla gezerler, öküz gibi bakarsan, bi çakar, bi de duvardan yersin... Gönül Yazar’ız, Sezen Aksu’yuz; bir gül takıp da saçlarına, çıktı mı deprem sanırdın kantosuna, Karantinalı Despina’yız... Sensin Varoş! Biz tenekeli mahallede bile el ele gezeriz.
*
Erkeklerimiz de fena değildir hani... Detaya girmeyeyim, Ayhan Işık, Metin Oktay, Mustafa Denizli mesela, bi fikir verir sana... Ertuğrul Özkök’ün kırdığı cevizleri okuyoruz; eşi kafasına ütü atmış... Ayıptır söylemesi, Mahsun Kırmızıgül’le Alişan’ı ayırt edemeyiz biz.
*
Gülümseriz.
*
Enginarın başkentidir; İzmirlidir incir. Kazandibi hemşeri... 78 çeşit köftemiz olduğu için, McDonald’s’ın bunalıma girdiği tek şehirdir... Zeytinyağı severiz, dünyanın en boktan durumuna bile düşsek, zeytinyağı gibi üste çıkmayı daha çok severiz... Sana ne birader, keyfimizin káhyasıyız, yazlıklara gitmek için 8 şeritli otoyol yaptık; Güzelbahçe, Seferihisar, Urla, Karaburun, Çeşme, öbür tarafta Dikili, Foça, çipurayız... Pak Bahadur’u özleriz... Durup dururken faytona bineriz, bi yere gitmeyiz aslında, öööle turlarız... Hava güzel, daralırız, okulu ekeriz. Mezun olduktan sonra öğretmeniyle kadeh tokuşturmayan öğrenciyi zor bulursun İzmir’de.
*
Siz sembol diyorsunuz ama, saat kaç diye Saat Kulesi’ne bakanı bulamazsın, altında buluşanlar bile zahmet edip kafasını kaldırmaz, birbirine sorar saati! Rahatızdır... Çocukları Kemeraltı’da kaybederiz, alışverişe devam ederiz, esnaftan biri bulup getirir, çıkışta Kemeraltı Karakolu’ndan alırız... Ağlayıp zırlamak bi yana, çoğu dondurmayı bitirmediği için ayrılmak istemez karakoldan, iyi mi... Aceleye gelemeyiz! Bir sene önceden duyurmaya başla, de ki, 22 Ağustos saat 20’de tiyatro başlıyor... 20.30’da geliriz... Sanatçılar da İzmirliyse, tiyatro zaten 21’de filan başlar... Uçak 6 saat rötar yapsın, istifimizi bozmayız, bizim için ekstra bira içme vesilesidir bu... Kuyruk olmaz, çünkü kuyruk varsa, İzmirli sıkılır, gider. Pratiktir... 201 sokağı bulduysan, yanındaki 202’dir. Tek tek isim vermeye üşeniriz.
*
35’imiz var.
35 buçuğumuz da var.
34 plaka gördük mü, kapışırız... Arkadan sirenleriyle isterse Cumhurbaşkanı gelsin, bana mı sordu, tarladan gitsin, makam arabasına yol vermeyiz.
*
Özetle, arızayız!
*
Erkek çocuklarına en çok "Efe" adı konulan şehirdir orası... Zeybek duyduğumuzda, içimiz cız eder, kalkar oynarız. Hasan Tahsin orada, Kubilay orada, Latife Hanım orada, Zübeyde Hanım bize emanet, bize... Mustafa Kemal de, ağlar kadınlarımız... Sokak sokak, bulvar bulvar, Milli Mücadele Müzesi’dir... İstanbul’daki gibi Birinci Ahmet Çeşmesi falan yoktur orada... Ankara’daki gibi Cinnah Caddesi, Arjantin Caddesi de bulamazsın pek... Recep Tayyip Erdoğan Kavşağı’nı teklif etmez hiç kimse.
*
Bakın, Tayyip Erdoğan dedim, aklıma geldi... Bugün İzmir’de miting yapacakmış Başbakan.
*
Kendisine ev sahibi olarak, Ayla Dikmen’in Kordon’da üstü açık otomobille gezerken söylediği ve Türkiye’nin anca yıllar sonra keşfettiği parçasını armağan ediyorum: "Ben söylerken gülmedin mi? Falımızda ayrılık var demedim mi? Anlamazdın, anlamazdın..."
15 Mart 2009 Pazar
mutsuzum..
epeydir yazamıyorum.mutsuzum.çok yorgunum.çok yoğun çalışıyorum.beni merak
ettiklerini söyleyen dostlarımadır bu not.comming soon dönücem.daha sağlıklı bir ruh haliyle umarım.pilatese başladım haftada üç gün.evdeki bilgisayarımı bir koliye koyup kaldırdım.işten gelir gelmez biraz kitap okuyup uyuyorum.haftada bir film izlemeye çalışıyorum.ama mutsuzum.
geçen akşam şehir dışından gelen bir arkadaşımla yemek yedik.'göründüğün gibi değilsin.bu sen değilsin.mutsuzsun aslında dedi' bana.tokat gibi geldi bana.belli etmemeye çalıştım ama o dakikadan sonra artık orada değildim.boyut değiştirdim sanki bir anda.üstünü örtüyorum beceriksizce dedim.olumsuzlukların üzerini mutluluk maskesiyle kapatıyorsun.aslında sonuçları daha da mutsuz ediyor beni ben farketmeden.
toparlıycam..az kaldı..hayatımın bir düzene girebilmesi için gerekli koşulların oluşmasına az kaldı.bu süre içinde ruh ve akıl sağlığımı yitirmemeye gayret ediyorum :)))
sanırım yine uzun bir es vericem.iyi haberlerle dönmek dileğiyle..:)) bash bash..
1 Mart 2009 Pazar
işi kırın...
Perihan Mağden'in kitabına başladım bu sabah.''Herkes Seni Söylüyor'' kitabın adı.çok seviyorum bu kadını.gazetedeki yazılarını da takip ederdim bir ara.epeydir ihmal ettim.yine gazetedeki köşe yazılarından oluşuyor kitap.çok keyifli.
bugün İzmir'e bahar geldi sanki.hava o kadar güzel ve güneşli ki hiç işe gidesim yok :(nasılsa öğlen gidicem işe deyip oyalanıyorum biraz.keyifli bir kahvaltı ettim.masamda açık duran kitabı okumaya devam ediyorum bişeyler yerken.hikayenin başlığına bakar mısın? 'İŞİ KIRIN'.Perihan Hn.beni yoldan çıkarabilecek dizeleri sıralamış arka arkaya.hava güzel.pırıl pırıl.böyle tatlı bir kış güneşi.ısıtıyor ama çok efendice.çok hakkaniyetli,kadir bilir bir hava.siz de bu güzelim havaların kadrini bilin.mesela bugün işi kırın...yöntemi de belirtmiş üstelik : izin almanız gereken mercii kimse,merciin önüne dikilin.elinizle ağzınızı kapayıp(sağ elinizle) sol elinizle midenizi gösterin.'ay ağzımı dahi açsam,kusabilirim gibi'.sonra masanıza gidip çantanızı kaptığınız gibi koşarak,kaçın.çıkın gidin hemen işyerinizden...
böyle zamanlarda emekli olmak,bisikletime ya da düldül model arabama binip dağ bayır gezmek,birkaç gün telefonu dahi açmadan yaşadığım şehirle bağlantıyı kesip nirvanaya nasıl ulaşırım'a kafayı yormak,japonlar gibi elimden fotoğraf makinesini düşürmeden gerekli gereksiz fotoğraflar çekmek,hiç bilmediğim,tatmadığım yemeklerden yiyip midemi bozmak,gittiğim yere özgü yöresel dansları beceriksizce yapmaya çalışmak, kulağıma kulaklığı takıp,farkında olmadan(!) yüksek sesle şarkılar söyleyerek sokaklarda yürümek,kendimi aşmak istiyorum.
artık anlıyorum ki,ya da artık kabul etmek zorundayım ki bu iş beni gerçekten çok yıpratıyor.kendimce çözüm arayışlarım var epeydir.şu kriz bi geçse de önümüzü görsek önce modu da kesmiyor artık beni.az daha frene basmam lazım biliyorum.mantığımla duygularım arasında gidip geliyorum.ama bu işten emekli olamayacağımı biliyorum.en azından olmamalıyım ki kafamda huni ile emeklilik pozları vermeyeyim:)bu aralar hep başarı ve kariyer hikayeleri denk geliyor bana gazetelerde.kocaman holdinglerin yönetim kurullarında ağır sorumluluklar altındayken bir anda yaşamak istedikleri hayatın bu olmadığına karar verip daha sade ama özledikleri gibi yaşamayı tercih eden cesur insanların hikayeleri.radikal kararlar alabilmek için yeterli cesaretim yok bu aralar biliyorum.ama ama ama benden bu kadar diyeceğim zamanın da çok uzak olmadığı hissedebiliyorum.
hayatı sorgulamaya başladığımda bir kaosa girdiğimi görüyorum.para amaç mıdır,araç mıdır?üretime mi katkı doğrudur,tüketime mi?yüreğinin götürdüğü yere mi gitmelisin, mantığının sesini mi dinlemelisin?aşk üzerine söylenenler yalan mıdır,aşk diye bişey var mıdır?seçilmiş hayatları mı,seçtiğin hayatı mı yaşamalısın?Polyanna mı doğrusunu yaptı,Don Kişot mu? dipsiz bir kuyu sanki...
masamda duran fotoğrafta kızım zeytin gözleri,hınzır gülüşüyle bana bakıyor.piki.. mesaj alındı tatlım.yola devam..:)
26 Şubat 2009 Perşembe
istemiyorum...
konuşabilirdim elbet.konuşmadım.sadece dinledim.sonu gelmeyecek bir tartışmaya daha girmek istemedim.gözlerine bile bakamadım sen konuşurken.bakmak istemedim.o anda içimde kopan fırtınayı da anladığına eminim.yine o başöğretmen edası.bir elinde cetvelin eksik.sığındığım limanım olacaktın oysa.yanındayken neden huzurlu olamıyorum? umursamazlıktı oysa olmasını istemediğimiz.sürüklediğinin farkında değil misin?yine biriktirdiklerin döküldü ceplerinden.canımı acıttığının farkında değil misin?bir kağıtta önümde duruyor şimdi artılar,eksiler..kör olmak gerek gri gökyüzünü görememek için.pardon bir de renk körü (sana özel).kelimelerimi hep mutlu etmek için kullanmaya gayret ediyorum.bana sarfedilenlerin de hoyratça kullanılmaması,hoş tınılarının olması tercihim.beni hiç dinlemediğinin farkında değil misin?alıp başımı gitmek istiyorum bir süre dedim.ne anladın?
...................
bir tatlı huzur almaya geldim..içime dönmek,kendimi sorgulamak,birilerini sorgulamak değil niyetim.kendimi önemsiyorum ve biraz dinlenmek istiyorum.
..................
22 Şubat 2009 Pazar
sarıl bana ruhum..
zaman kavramımı yitireli epey oldu.insanlar hafta sonlarını nasıl değerlendirip, neler yaparlar bilmem yıllardır hafta sonları çalıştığımdan dolayı.sıkıcı bir pazar daha işte.dışarda burnunu,kulağını kızartan bir soğuk,sigara içimliği dışarı attığımda kendimi.epeydir yazamıyorum,yazmıyorum.yine döndüm içime galiba.yine iç hesaplaşmalarımla başbaşayım çokça.çikolata yeme diyen adama inat mı elimdeki çikolata :)) hayatım boyunca yaptım ben bunu galiba.yasaklar hep cazip geldi bana.üzerimde baskı hissetmek beni daha çok savunma haline itiyor sanki.asosyal olmaya başladım gibi.kendimle ilgilenmek adına kitap okumalarıma geri döndüm neyse ki.delüm de getirdi bana kitap.aşkyuvarları bitireyim de hele.
gözlerinde hüzün var dedi geçen gün arkadaşım.ne ola ki..hiç sevmediğim ruh halimdir oysa ki..gerginsin diyor delü de..eee o niye piki..bilirim de demem di mi..ahh be canım attın tuttun sanki pozitif ol deyu deyuu:))düştün mü dilime..
sevgi arsızıyım ben onu çok iyi biliyorum.mırnav mırnav severim,sevilmek isterim. dokunmak kadar,hissetmek kadar,tenin uyumu,elektriği kadar ne mutluluk verir ki bana bu durumda.gelgitlerim de olmasa bu kadar yorulmayacak sanırım ruhum.hoyrat kullanıyorum biliyorum,farkındayım bir de işin kötüsü.herkesi mutlu edemem ki.kelimeler bile ağır geliyor bazen bana.konuşmak istemiyorum.gözümü bir noktaya dikip transa geçmek,boyut değiştirmek istiyorum.kanatlanıp uçmak,istediğim zaman istemediğim ortamlardan buhar olup kaybolmak istiyorum.yeniden şekillenmek,hayatımı elime renkli kalemler alıp şekillendirmek,çizmek istiyorum.olmak istediğim zamanda mıyım,yerde miyim düşünmek istemiyorum.sahil kasabama gidip bahçemi ekmek,dikmek, biçmek köpeklerimle vakit geçirmek istiyorum.görevim bitti.elimden geleni yaptım herkes için.sıra bende demek istiyorum.sırtımdaki küfenin ağırlığını yeni mi hissediyorum?
delümün beni uzman psikologlara taş çıkartan tekniklerle konuşturduğu günü hatırlıyorum.nasıl da çıplak hissettim kendimi.eksik bişeyler var demişti. tamamlanmayan parçalar.anlatmadıkların.tamam bir sen var senden içeri..yüzleş onunla. at içindekileri.Tanrım ne çok biriktirmişim.ne çok büyümüş içimde sustukça söyleyemediklerim.talihsiz mi gerçekten çocukluğum,kabus muydu evliliğim,çok mu zor geçiyor farketmeden hayatım? anlattıkça rahatlar mıymış insan..yok..rahatlamadım. savunmasız hissettim daha çok kendimi.kalkanları kırılmış,surları yıkılmış.. ruhum çıplak sanki..offf çok sıkıldım ben bu melankolik durumdan..hızlı yürümek de yetmiyor kaçmak için..bu hafta sonları bana yaramıyor.daha çok çalışmam gerek sanırım...ancak böyle dağıtabiliyorum ben kafamı..bırak elinden çikolatanı bunalım Naciyee :)) ve soruyor beynimdeki nöronlar yine..bu işlemi yapmak istediğinizden emin misiniz? eveeettt...siliniz.
ah be canım ve sanırım deliriyorum..
5 Şubat 2009 Perşembe
korkarım....
Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama;
''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda
Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
CAN YÜCEL
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama;
''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda
Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
CAN YÜCEL
4 Şubat 2009 Çarşamba
alıştım be canım..
18 yıldır iş hayatının içindeyim.öğrencilik yıllarımdan beri.part time çalışarak başlamıştım para kazanmaya.ilk işyerim kurumsal bir firmaydı yine.14 yıl çalıştım orda.ilk iş görüşmelerimden sonra insan kaynakları müdürü 'ekibimize hoşgeldiniz, burası okul gibidir.eminim burda büyüyüp,olgunlaşacaksınız.iş hayatını öğreneceksiniz ve insan sarrafı olacaksınız.kazancınızı ilerleyen zamanlarda göreceksiniz'demişti.Arif Bey'cim sevgiyle anarım hala.ne şanslıyım ki çalıştığım iki firma da kurumsal ve profesyonel firmalar.bu süre içinde gerçekten kendimi çok geliştirdim ve büyüdüm.çok izlerim,gözlemlerin insanları.beden dili öylesine kolay ele verir ki kişiliğini,saklamak mümkün olamaz kendini.dostlarımın iş hayatı tecrübeleri de çok ilgimi çeker insan ilişkileri adına.ailemizden çok birbirimizi gördüğümüz iş arkadaşlarımız,keza yöneticilerle yaşanılan huzursuzlukla gün geçmek bilmez,ne fenaaaaa...
biriktirdiğim insan manzaralarından sonra;insan ilişkilerinin, iletişimin zorluğu,iletişimin gerçekten bir sanat olduğu ve yaşam tarzınızla kesinlikle ilintili olduğuna keskinlikle inandım.iyi bir oyuncu değilseniz eğer hayata nasıl bakıyor,nasıl yaşıyorsanız bunu öyle yansıtıyorsunuz.yönetici terörü dediğimiz kavram da tam da bu noktada baş gösteriyor.hayatında huzursuzluk ve hazımsızlıkla başedemeyip egolarına yenik düşen ve üst düzey yönetici olanlar bulundukları konumu tatmin ve deşarj olmak için kullanmak da pek rahat mümkün olabiliyor.
Çok severim şu cümleyi:'Bu kapıdan sahneye çıkıyorsun,gülümse'..Zordur aslında. yüzünde sahte değil doğal gülümsemeyle işe devam etmek tamamen kafandaki olumsuzluklardan uzaklaşmakla,aslında bir şekilde oynamakla mümkün olabiliyor. genelde bayan çalışanlar daha hassas,kırılgan,sıkışınca da ağlayan,regl döneminde çekilmez olan,duygusal,zayıf,ağlak tipler gibi görülebildiğinden erkek egemen bir yönetici kadrosuyla çalışmak zorunda da kalabilirsiniz.bir çok çalışan bayan arkadaşım işyerlerinde bu durumların alay konusu olabildiğini,kendilerini aşağılanmış hissettiklerini söylüyorlar.ah be canım suç onlarda değil sizde.. çalışıyorsun,üretime katkıda bulunuyorsun,kendini bu durumda savunamıyorsun öyle mi? yok be canım..
büyüdüm,demlendim,sindirdim a canım..karşımda ne kadar sinirli,anlaşılmaz,gergin, egosu şişkin,şımarık,vs vs vs...kim olursa olsun,yönetici,müşteri..kesinlikle güleryüz ve olumlu beden dili,çözüm odaklı olmak,olumlu düşünüp yansıtmak.şiddetle tavsiye ediyorum.daha az yıpranıyorum.karşı tarafa da yansıması ve geri dönüşü daha katlanılır olabiliyor.wallahi bak..test edilip onaylanmıştır.yeminlen baakk :)))
çalışalım,üretelim,azıcık tüketelim,kazanalım,kazandıralım,maneviyata değer verelim..
sevelim,sevilelim,allam biri beni durdursun canım..sevgi kelebeği mi olcem nedir ?
biriktirdiğim insan manzaralarından sonra;insan ilişkilerinin, iletişimin zorluğu,iletişimin gerçekten bir sanat olduğu ve yaşam tarzınızla kesinlikle ilintili olduğuna keskinlikle inandım.iyi bir oyuncu değilseniz eğer hayata nasıl bakıyor,nasıl yaşıyorsanız bunu öyle yansıtıyorsunuz.yönetici terörü dediğimiz kavram da tam da bu noktada baş gösteriyor.hayatında huzursuzluk ve hazımsızlıkla başedemeyip egolarına yenik düşen ve üst düzey yönetici olanlar bulundukları konumu tatmin ve deşarj olmak için kullanmak da pek rahat mümkün olabiliyor.
Çok severim şu cümleyi:'Bu kapıdan sahneye çıkıyorsun,gülümse'..Zordur aslında. yüzünde sahte değil doğal gülümsemeyle işe devam etmek tamamen kafandaki olumsuzluklardan uzaklaşmakla,aslında bir şekilde oynamakla mümkün olabiliyor. genelde bayan çalışanlar daha hassas,kırılgan,sıkışınca da ağlayan,regl döneminde çekilmez olan,duygusal,zayıf,ağlak tipler gibi görülebildiğinden erkek egemen bir yönetici kadrosuyla çalışmak zorunda da kalabilirsiniz.bir çok çalışan bayan arkadaşım işyerlerinde bu durumların alay konusu olabildiğini,kendilerini aşağılanmış hissettiklerini söylüyorlar.ah be canım suç onlarda değil sizde.. çalışıyorsun,üretime katkıda bulunuyorsun,kendini bu durumda savunamıyorsun öyle mi? yok be canım..
büyüdüm,demlendim,sindirdim a canım..karşımda ne kadar sinirli,anlaşılmaz,gergin, egosu şişkin,şımarık,vs vs vs...kim olursa olsun,yönetici,müşteri..kesinlikle güleryüz ve olumlu beden dili,çözüm odaklı olmak,olumlu düşünüp yansıtmak.şiddetle tavsiye ediyorum.daha az yıpranıyorum.karşı tarafa da yansıması ve geri dönüşü daha katlanılır olabiliyor.wallahi bak..test edilip onaylanmıştır.yeminlen baakk :)))
çalışalım,üretelim,azıcık tüketelim,kazanalım,kazandıralım,maneviyata değer verelim..
sevelim,sevilelim,allam biri beni durdursun canım..sevgi kelebeği mi olcem nedir ?
1 Şubat 2009 Pazar
YASAL UYARI
Bu blogtaki yazılarımın izinsiz ya da kaynak belirtilmeden kopyalanması,yayınlanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanununa aykırıdır ve suç unsuru oluşturur.


