8 Mayıs 2009 Cuma

aşık olasım var çok fenaa...




''Ya eksik kaldım ya fazla sevdim. Ortayı tutturamadım bir türlü. Çok ağladım. Ağlattım belki de. Uykuyla uyanıklık arasında gidip gidip gelmeler yaşadım. Kendimi verdim. Kendimden geçtim. Ama sevmekten asla vazgeçmedim.''

Sevgili beenmaya'nın yazdıklarını okuyunca 'işte bu yaa' dedim kendime. aşık olasım var zati bahara inat çok fena. ay lav yu diyesim var pek bi fena.korkar ya insanlar bunu söylemekten. 'ay ama bunun için çookk eerrkeeennn :P ' ee guzum ben çiçeği de severim, uğurböcüğünü de, kuzuları,tavşanları,Sabuş'umu, kızımı, işimi... bak ne sevecenmişim ben. kasma be gözüm. hayat çok kısa. ölüyorum,geberiyorum demiyorum ki ben sana. sensiz yapamam hiç demiyorum. seviyorum üleeennn. daha güzel bi cümle var mı yaw. bilen beri gelsin.

denenmişi deniyosun. hata ediyorsun demiştin ya bana. haklıydın. olmuyor zati bir başına. sildim gitti nümeronu zati. güvenmiyorum bu telefon nümeroları konusunda kendime. balık hafızalıyım ya ben. neden kızdığımı unutup arıyorum ya da aradığında bişey olmamış gibi konuşuyorum. kin tutamam zati biliyorum da.. en iyisi hayatından tamamen çıkarıp numarayı da silmek. temiz iş..

elentrik kaçırıyorum bu aralar.. Aşk nerdeysen çık dışarııı.. kih kih :))

6 Mayıs 2009 Çarşamba

masum değiliz hiçbirimiz...



bilmece gibi olacak bu yazı biliyorum. ama döküp saçmamın başka yolu yok. deşifre olmak istemez eminim.

herşey çok masum,şımarıkça bir tavırla başladı. ben alet olmazdım aslında buna ama basiretim bağlanmış zannımca:P 'hadi işletelim (aslında tepkisini ölçelim demek bu)' cümlesiyle mesajlajma trafiği başladı. o yanımdan ayrıldıktan sonra da süreceğini kestirememiştim. kapak olsun,nasılsa cevaplayamaz diye yazmaya başladığım fransızca cümlelere yine fransızca yanıt gelince dumur oldu ben. o dakikadan sonra heyecanlı bir mesajlaşma süreci. keyifli geldi bana napim. özele hiç girmeden,taciz etmeden keyifli fransızca sohbet. bana göre lisan pratiği :P oyunu başlatana söyledim sonra. 'biz mesajlaşıyoruz hala. ama fransızcaya geçtik'

Sanırım aldığım tepki bende kırbaç etkisi yaptı. 'hemen mesajlaşmayı kes. o da hazırmış yani' güvensizlik kötü bişey di mi? Denenmek senin hoşuna gider miydi? ben tiksindim kendimden alet olduğum için. sürdürmem de etik değildi.içerledim sanırım aldığım tepkiye. ama yaptığımın bedelini ödedim. onu kaybettim.

dün akşam aldığım fransızca bir mesajdan sonra arınmazsam rahatlayamacağımı anladım.

-sana bir özür borçluyum. konuşmalıyız.
-anlamıştım.sorun değil.
-konuşmalıyız.
-ama bir bedeli olmalı.
-ben ödedim bedelini. onu kaybettim.
-iki hafta sonra yurtdışına gidiyorum. iki yıl dönemiycem.
-biliyorum.
-ne yaptığının,neden yaptığının farkındayım. bu ilk değil.o nedenle sana bunu yaptıranın kim olduğunu biliyorum. seni anlıyorum. anlamıştım. üzülme.
-vicdan azabı çekiyorum.
-seni rahatlatacaksa yüzyüze konuşabiliriz.
-faydası olur mu sanıyorsun ?
-kahveleri sen ısmarlarsan olur.
-piki.
-hemen çıkıyorum.
-piki.


Sonuç benim adıma çok şaşırtıcı oldu. 'R'leri söyleyemeyen, konuşurken gözlerini kırpıştıran, son derece disiplinli yaşayan, idealist, gezgin ruhlu, hayatı yemiş yutmuş, kendini çok rahat sorgulayabilen, yargılayabilen, konuşurken kocaman kahkahalar atan bir adam karşımdaki. başta çok itici, ukala bulduğumdan çok şaşırttı beni. günah çıkardım. özür diledim. özel hayatına müdahale olarak gördüğüm, ama başta böyle algılamadığım için kendime çok kızdım. gayet nazik tolere ettiği için teşekkür ettim. oh beee.. rahatladım gerçekten.

Kapak olsun mu sana bu kızanım. olsuuunn.. sana ne çözsün elalem kendi sorunlarını. güzin abla mısın sen. neyse ki ortak görüşümüz fransızca pratik yapmış ve yeni bir dostluğa başlangıç yapmış olmamız.73 modelim hala büyümemişim yaw. neyse gari....

5 Mayıs 2009 Salı

paracıklarım,paracıklarııımmmm ..


şu para denen şey ne illet bi varlık yaw. koca bir ay çalışıyorum. sanki buhar oluyor paracıklarım. bereketsiz mi param,kriz teğeti biraz mı geçti.. yaw noluyor anlamıyorum ki.. maaşıma zam mı istesem.. eskiden bi de para biriktirirdim ufaktan. şimdi biriktirdiklerim de gidiyor. walla ekonomik davranıyorum. israfım falan da yoktur. şu kocaman alışveriş merkezlerinde aptal aptal alışveriş yapan, bir ayakkabıya, bir kumaş parçasına -ki bunlara giysi entari falan da diyoruz- milyar - yeni paramızla milyon tebiii- verenler var ya boğasım geliyor walla. ayıptır yaw.

kilo vereyim,fit olayım diye canım çıkıyor zati. işe yaradı gerçi.sıkıyönetimsiz 3 kilo verdiysem az daha sıksam olcek zannımca. Ender Saraç'ın besin takviyesi dediği formula7'yi deniyorum. gerçekten tokluk hissi veriyor. bana bile bu his gelebildiğine göre :)) saygı duydum yani ..

pilates kaydımı yenilemedim. inkilisce dersine başladım onun yerine. aynı etkiyi yapar mı bilmem ama son derste canım arkadaşım Erman'cım canımı çıkardı walla. şu işi kıvırmam lazım çok fena taktım. fransızca aldım okulda ama ingilizceyi de gençliğimin şarkılarından az buçuk öğrenmişim. yani kelimeler aşina gelince kökünü,tensini de öğrenince yaparım gibime geliyor. eee hocam da sünger gibisin walla dedi yaa tutmayın beni garii :)

pilkisayarım da geldi artık sayfacığımla da ilgilenirim.yazamadım epeydir ama takip ettiğim blogları okudum sürekli. yenilerini de ekledim hatta takip listeme. gözüşelim ara ara canımın içi...

6 Nisan 2009 Pazartesi

hafta sonu..




Harika bir hafta sonu geçirdim kuzucuğumla.Denizli'deydik. Çocukluk arkadaşım canım Aysun'um,şeker enişte Müjdat,zamane çocuğu oğulları Uzay..Aman Allah'ım ne özenilesi bir aile bu yaw.Dadından yenmiyo wallahi :)Nasıl özlemişim canım arkadaşımı.O kadar keyifliydi ki arada nostalji yapmak gerek.Bana da doping etkisi yaptı hani.
Denizli'nin çarşısını talan ettim.Benim evim mutfak ve ev tekstilinden geçilmez.yine aynı şeyi yaptım.bornozlar,örtüler,önlükler falan fişman..ayyy acaip stres atıyor insan :)

Aradan yıllar geçse de bıraktığı yerden aynen devam edebilmek,hiç eksilmeden.dostluk bu olsa gerek.olsa gerek değil basbayağı bu işte.canım arkadaşım samimiyetin, mükemmel evsahipliğin,yüzünden hiç eksilmeyen kocaman gülüşün,harika yemeklerin, bize de yansıttığın enerjin,sadece senin değil,Uzay'ın,Müjdat'ın da aynı zamanda mükemmel evsahipliği için sonsuz teşekkürler.seviyem seni biliyon di mii :)))

29 Mart 2009 Pazar

sen dizime uzandın.ben sana bir hikaye anlattım..


Hikaye bu ya işte..Kadın hep paylaşmak üzerine kurmuştur hayatını.Gökyüzü ona göre pembedir hep.Kötü olsa da geçmiş,adı üstünde geçmişte kalmıştır.Belirsiz olsa da gelecek adı üstünde işte gelecek nasılsa..Mavi olur belki de..Onu her zaman güldüren,ağlamasına da izin veren dostlar edinmeli der hep.Ruhu yatıştırılmaya ihtiyaç duyduğunda nereye gideceğini de bilmeli.

Hikaye mi? Kadın dizlerine uzanan erkeğin saçlarının arasında gezdirmektedir parmaklarını.Şefkatle belki de.

- Neden kendi için yaşamaz insan ?
- Yapabilirsin.
- Ölmeden önce yapmalısın dedikleri var ya hani..10 madde mesela ..
- Ne istersin ?
- Kendi kendimi mimledim zannımca :)
- Uçuktur seninkiler ..
- Uçmakla başlayayım o zaman..Balon seyahati harika olurdu.
Bir oyunda oynayacağım zor bir rol..
5-6 tane çocuğum olsa..
Başlayıp bitiremediğim öykülerin sonu gelse..
Mantığımı yitirecek kadar aşık olsam..
Şirketimde Yönetim Kurulu'na girsem..
Mutfakta harikalar yaratabilsem :)
ben dizine uzansam,o saçlarımı okşasa,bana en güzel hikayesini anlatsa..
upuzun kuyruklu,bembeyaz kumaşı rüzgarda uçuşan bir elbiseyle,yalınayak yürüsem
sahilde..
- Yapabilirssiiiiinnn ...
- Kendim için diye başlarsam gerisi gelecek zaten...üfff kendi ruh halimden sıkıldım şimdi,tam da şu anda..kalk hadi kalk hikaye mikaye yok :)))töbe töbeee..


Sabuş'uma yazdım bugün uzun uzun.yerine kimseleri koyamadığım dostum,canım arkadaşım.gitti gideli bir yanım hep eksik.yerlere kapaklanarak güldüğümüz,eşşekler gibi ağladığımız mutfak sohbetlerinin yerini hiçbirşey tutmuyor.ruhum arınmak istediğinde güvenecek,sığınacak bir dost kapısı bulamıyor.karşılıksız,beklentisiz sevgiyi bulmak meğer ne zormuş.yazdım Sabuş'uma da.hemen olmasa da cebinde kelimelerle illa ki dikiliyorlar karşına.bıdı dıbıdı bıdı,bla bla bla....ah be Sabuş'um dön gari..çok yalnızım..çok soğuk ruhum..

ENDİPNOT: yeniden deniyorum.ama tek taraflı olmuyor.çaba ya da istek görmek mutlu ederdi beni farkındasın.yoksa neden burdasın..lütfen silkelen biraz ve tut artık elimden.ben istemiyorum artık toparlamak kimseyi.lütfen uzat elini...

20 Mart 2009 Cuma

siyah - beyaz kokuyor bu yazı ...


- Neden unutamıyorum ben seni ?
- Bize dair olumsuz çok az şey var hatıramda..
- Böcük böcük bakma bana öyle ..
- Offf..bu kahve ne kadar lezzetli..
- Ciddi olalım acuk,politikada farkındalık vahyoldu bana,sayende zannımca..
- Evet.. o şiiri seninle dinlemek ayrı bir keyif..
- Facebuk mu? o da ne ? ben çoktan gittim..
- özleşmişiz zannımca..
- Evet sen de benim için değerlisin..
- Çok severim bu kelimeyi..KIYMETLİM..
- Kendi kendime konuştuğumun resmidir..
- Sahi neden unutamıyorum ben seni ?

HEIDI'yi anasım geldi..beni andı zannımca :)


Renk renk kalemlerim var benim.Yeri,göğü istediğim gibi boyadığım.Gökyüzü pembe, ağaçlar mavi,güneş beyaz benim dünyamda.İnsanlar çöpten adam sokaklarda.Evlerinse mutlaka bir çatısı,tüten bir bacası,ortasından kenarlara tutturulmuş çiçekli perdeleri var.Etrafı çitle çevrilmiş bahçede mor,yeşil,somon rengi çiçekler,mavi gövdeli ağaçlar var.

Bir film senaryosu kafamda renkli dünyada geçecek olan.Kelimeler birbirine çarpıyor kendilerine yer bulabilme telaşıyla.Cümleler bütün hale gelebilmek için ter döküyor. Yönetmen motor demeden bitmeyecek bu koşturmaca.

Gökyüzü daha sıcak renkte olmalı,güneş sıcak sarı parlamalı.Çöpten adam,çöpten kadına daha sıkı sarılmalı,çöpten çocuklarının ellerini daha sıkı tutmalı.

Evin bacası tok tütmeli pof pof..Gökyüzü griye dönse bile hemen bir astar çekip, tekrar pembeye boyamalı, acele..

Hııımmm...ne güzel manzara :))

16 Mart 2009 Pazartesi

İZMİRRRR ... (Yılmaz Özdil'den)


Türkiye’den sıkıldığım zaman İzmir’e giderim ben.

Simite gevrek

deriz biz...

Çekirdeğe çiğdem.

Kordon elektrik

aleti değildir.

Kumru da kuş değildir

bizim için...

Yengen’i yeriz.

Sen sigorta dersin...

Biz asfalya deriz.

Uzatmayız...

Gidiyom geliyom deriz.

Domates dediğin, domat işte.

Evimiz isterse 800 metrekare olsun, balkonda otururuz. Hıdrellez filan gibi mazeretler uydurur, sabaha kadar sokaklarda içeriz. Bi oturuşta 60’ar 80’er midye yeriz, istifno severiz, cibez’e bayılırız; gece 3-4 gibi boyoz’a dalmazsak, kan şekerimiz düşer! Boş lafa karnımız toktur bu arada, tırışkadan teyyare gibi atasözlerimiz vardır...

*

Paraşüt kulesinden atlamayana kız vermezler; kızlarımızı da tavlayamazsın ha... Canı çekerse, o seni tavlar! Liseye giden kızının erkek arkadaşının olması kasmaz babaları; kendilerinin de kız arkadaşı vardı lisede... Bak iddia ediyorum, okey şampiyonası düzenlense, İzmirli kadınlar alır kupayı... Erkekleriyle kahveye giderler çünkü... Şaşırdın di mi? Al buna da şaşır, nargile içerler... Askılı giyerler, şortla gezerler, öküz gibi bakarsan, bi çakar, bi de duvardan yersin... Gönül Yazar’ız, Sezen Aksu’yuz; bir gül takıp da saçlarına, çıktı mı deprem sanırdın kantosuna, Karantinalı Despina’yız... Sensin Varoş! Biz tenekeli mahallede bile el ele gezeriz.

*

Erkeklerimiz de fena değildir hani... Detaya girmeyeyim, Ayhan Işık, Metin Oktay, Mustafa Denizli mesela, bi fikir verir sana... Ertuğrul Özkök’ün kırdığı cevizleri okuyoruz; eşi kafasına ütü atmış... Ayıptır söylemesi, Mahsun Kırmızıgül’le Alişan’ı ayırt edemeyiz biz.

*

Gülümseriz.

*

Enginarın başkentidir; İzmirlidir incir. Kazandibi hemşeri... 78 çeşit köftemiz olduğu için, McDonald’s’ın bunalıma girdiği tek şehirdir... Zeytinyağı severiz, dünyanın en boktan durumuna bile düşsek, zeytinyağı gibi üste çıkmayı daha çok severiz... Sana ne birader, keyfimizin káhyasıyız, yazlıklara gitmek için 8 şeritli otoyol yaptık; Güzelbahçe, Seferihisar, Urla, Karaburun, Çeşme, öbür tarafta Dikili, Foça, çipurayız... Pak Bahadur’u özleriz... Durup dururken faytona bineriz, bi yere gitmeyiz aslında, öööle turlarız... Hava güzel, daralırız, okulu ekeriz. Mezun olduktan sonra öğretmeniyle kadeh tokuşturmayan öğrenciyi zor bulursun İzmir’de.

*

Siz sembol diyorsunuz ama, saat kaç diye Saat Kulesi’ne bakanı bulamazsın, altında buluşanlar bile zahmet edip kafasını kaldırmaz, birbirine sorar saati! Rahatızdır... Çocukları Kemeraltı’da kaybederiz, alışverişe devam ederiz, esnaftan biri bulup getirir, çıkışta Kemeraltı Karakolu’ndan alırız... Ağlayıp zırlamak bi yana, çoğu dondurmayı bitirmediği için ayrılmak istemez karakoldan, iyi mi... Aceleye gelemeyiz! Bir sene önceden duyurmaya başla, de ki, 22 Ağustos saat 20’de tiyatro başlıyor... 20.30’da geliriz... Sanatçılar da İzmirliyse, tiyatro zaten 21’de filan başlar... Uçak 6 saat rötar yapsın, istifimizi bozmayız, bizim için ekstra bira içme vesilesidir bu... Kuyruk olmaz, çünkü kuyruk varsa, İzmirli sıkılır, gider. Pratiktir... 201 sokağı bulduysan, yanındaki 202’dir. Tek tek isim vermeye üşeniriz.

*

35’imiz var.

35 buçuğumuz da var.

34 plaka gördük mü, kapışırız... Arkadan sirenleriyle isterse Cumhurbaşkanı gelsin, bana mı sordu, tarladan gitsin, makam arabasına yol vermeyiz.

*

Özetle, arızayız!

*

Erkek çocuklarına en çok "Efe" adı konulan şehirdir orası... Zeybek duyduğumuzda, içimiz cız eder, kalkar oynarız. Hasan Tahsin orada, Kubilay orada, Latife Hanım orada, Zübeyde Hanım bize emanet, bize... Mustafa Kemal de, ağlar kadınlarımız... Sokak sokak, bulvar bulvar, Milli Mücadele Müzesi’dir... İstanbul’daki gibi Birinci Ahmet Çeşmesi falan yoktur orada... Ankara’daki gibi Cinnah Caddesi, Arjantin Caddesi de bulamazsın pek... Recep Tayyip Erdoğan Kavşağı’nı teklif etmez hiç kimse.

*

Bakın, Tayyip Erdoğan dedim, aklıma geldi... Bugün İzmir’de miting yapacakmış Başbakan.

*

Kendisine ev sahibi olarak, Ayla Dikmen’in Kordon’da üstü açık otomobille gezerken söylediği ve Türkiye’nin anca yıllar sonra keşfettiği parçasını armağan ediyorum: "Ben söylerken gülmedin mi? Falımızda ayrılık var demedim mi? Anlamazdın, anlamazdın..."

15 Mart 2009 Pazar

mutsuzum..



epeydir yazamıyorum.mutsuzum.çok yorgunum.çok yoğun çalışıyorum.beni merak
ettiklerini söyleyen dostlarımadır bu not.comming soon dönücem.daha sağlıklı bir ruh haliyle umarım.pilatese başladım haftada üç gün.evdeki bilgisayarımı bir koliye koyup kaldırdım.işten gelir gelmez biraz kitap okuyup uyuyorum.haftada bir film izlemeye çalışıyorum.ama mutsuzum.

geçen akşam şehir dışından gelen bir arkadaşımla yemek yedik.'göründüğün gibi değilsin.bu sen değilsin.mutsuzsun aslında dedi' bana.tokat gibi geldi bana.belli etmemeye çalıştım ama o dakikadan sonra artık orada değildim.boyut değiştirdim sanki bir anda.üstünü örtüyorum beceriksizce dedim.olumsuzlukların üzerini mutluluk maskesiyle kapatıyorsun.aslında sonuçları daha da mutsuz ediyor beni ben farketmeden.

toparlıycam..az kaldı..hayatımın bir düzene girebilmesi için gerekli koşulların oluşmasına az kaldı.bu süre içinde ruh ve akıl sağlığımı yitirmemeye gayret ediyorum :)))

sanırım yine uzun bir es vericem.iyi haberlerle dönmek dileğiyle..:)) bash bash..

1 Mart 2009 Pazar

işi kırın...


Perihan Mağden'in kitabına başladım bu sabah.''Herkes Seni Söylüyor'' kitabın adı.çok seviyorum bu kadını.gazetedeki yazılarını da takip ederdim bir ara.epeydir ihmal ettim.yine gazetedeki köşe yazılarından oluşuyor kitap.çok keyifli.

bugün İzmir'e bahar geldi sanki.hava o kadar güzel ve güneşli ki hiç işe gidesim yok :(nasılsa öğlen gidicem işe deyip oyalanıyorum biraz.keyifli bir kahvaltı ettim.masamda açık duran kitabı okumaya devam ediyorum bişeyler yerken.hikayenin başlığına bakar mısın? 'İŞİ KIRIN'.Perihan Hn.beni yoldan çıkarabilecek dizeleri sıralamış arka arkaya.hava güzel.pırıl pırıl.böyle tatlı bir kış güneşi.ısıtıyor ama çok efendice.çok hakkaniyetli,kadir bilir bir hava.siz de bu güzelim havaların kadrini bilin.mesela bugün işi kırın...yöntemi de belirtmiş üstelik : izin almanız gereken mercii kimse,merciin önüne dikilin.elinizle ağzınızı kapayıp(sağ elinizle) sol elinizle midenizi gösterin.'ay ağzımı dahi açsam,kusabilirim gibi'.sonra masanıza gidip çantanızı kaptığınız gibi koşarak,kaçın.çıkın gidin hemen işyerinizden...

böyle zamanlarda emekli olmak,bisikletime ya da düldül model arabama binip dağ bayır gezmek,birkaç gün telefonu dahi açmadan yaşadığım şehirle bağlantıyı kesip nirvanaya nasıl ulaşırım'a kafayı yormak,japonlar gibi elimden fotoğraf makinesini düşürmeden gerekli gereksiz fotoğraflar çekmek,hiç bilmediğim,tatmadığım yemeklerden yiyip midemi bozmak,gittiğim yere özgü yöresel dansları beceriksizce yapmaya çalışmak, kulağıma kulaklığı takıp,farkında olmadan(!) yüksek sesle şarkılar söyleyerek sokaklarda yürümek,kendimi aşmak istiyorum.

artık anlıyorum ki,ya da artık kabul etmek zorundayım ki bu iş beni gerçekten çok yıpratıyor.kendimce çözüm arayışlarım var epeydir.şu kriz bi geçse de önümüzü görsek önce modu da kesmiyor artık beni.az daha frene basmam lazım biliyorum.mantığımla duygularım arasında gidip geliyorum.ama bu işten emekli olamayacağımı biliyorum.en azından olmamalıyım ki kafamda huni ile emeklilik pozları vermeyeyim:)bu aralar hep başarı ve kariyer hikayeleri denk geliyor bana gazetelerde.kocaman holdinglerin yönetim kurullarında ağır sorumluluklar altındayken bir anda yaşamak istedikleri hayatın bu olmadığına karar verip daha sade ama özledikleri gibi yaşamayı tercih eden cesur insanların hikayeleri.radikal kararlar alabilmek için yeterli cesaretim yok bu aralar biliyorum.ama ama ama benden bu kadar diyeceğim zamanın da çok uzak olmadığı hissedebiliyorum.

hayatı sorgulamaya başladığımda bir kaosa girdiğimi görüyorum.para amaç mıdır,araç mıdır?üretime mi katkı doğrudur,tüketime mi?yüreğinin götürdüğü yere mi gitmelisin, mantığının sesini mi dinlemelisin?aşk üzerine söylenenler yalan mıdır,aşk diye bişey var mıdır?seçilmiş hayatları mı,seçtiğin hayatı mı yaşamalısın?Polyanna mı doğrusunu yaptı,Don Kişot mu? dipsiz bir kuyu sanki...

masamda duran fotoğrafta kızım zeytin gözleri,hınzır gülüşüyle bana bakıyor.piki.. mesaj alındı tatlım.yola devam..:)

26 Şubat 2009 Perşembe

istemiyorum...


konuşabilirdim elbet.konuşmadım.sadece dinledim.sonu gelmeyecek bir tartışmaya daha girmek istemedim.gözlerine bile bakamadım sen konuşurken.bakmak istemedim.o anda içimde kopan fırtınayı da anladığına eminim.yine o başöğretmen edası.bir elinde cetvelin eksik.sığındığım limanım olacaktın oysa.yanındayken neden huzurlu olamıyorum? umursamazlıktı oysa olmasını istemediğimiz.sürüklediğinin farkında değil misin?yine biriktirdiklerin döküldü ceplerinden.canımı acıttığının farkında değil misin?bir kağıtta önümde duruyor şimdi artılar,eksiler..kör olmak gerek gri gökyüzünü görememek için.pardon bir de renk körü (sana özel).kelimelerimi hep mutlu etmek için kullanmaya gayret ediyorum.bana sarfedilenlerin de hoyratça kullanılmaması,hoş tınılarının olması tercihim.beni hiç dinlemediğinin farkında değil misin?alıp başımı gitmek istiyorum bir süre dedim.ne anladın?

...................

bir tatlı huzur almaya geldim..içime dönmek,kendimi sorgulamak,birilerini sorgulamak değil niyetim.kendimi önemsiyorum ve biraz dinlenmek istiyorum.

..................

22 Şubat 2009 Pazar

sarıl bana ruhum..


zaman kavramımı yitireli epey oldu.insanlar hafta sonlarını nasıl değerlendirip, neler yaparlar bilmem yıllardır hafta sonları çalıştığımdan dolayı.sıkıcı bir pazar daha işte.dışarda burnunu,kulağını kızartan bir soğuk,sigara içimliği dışarı attığımda kendimi.epeydir yazamıyorum,yazmıyorum.yine döndüm içime galiba.yine iç hesaplaşmalarımla başbaşayım çokça.çikolata yeme diyen adama inat mı elimdeki çikolata :)) hayatım boyunca yaptım ben bunu galiba.yasaklar hep cazip geldi bana.üzerimde baskı hissetmek beni daha çok savunma haline itiyor sanki.asosyal olmaya başladım gibi.kendimle ilgilenmek adına kitap okumalarıma geri döndüm neyse ki.delüm de getirdi bana kitap.aşkyuvarları bitireyim de hele.
gözlerinde hüzün var dedi geçen gün arkadaşım.ne ola ki..hiç sevmediğim ruh halimdir oysa ki..gerginsin diyor delü de..eee o niye piki..bilirim de demem di mi..ahh be canım attın tuttun sanki pozitif ol deyu deyuu:))düştün mü dilime..

sevgi arsızıyım ben onu çok iyi biliyorum.mırnav mırnav severim,sevilmek isterim. dokunmak kadar,hissetmek kadar,tenin uyumu,elektriği kadar ne mutluluk verir ki bana bu durumda.gelgitlerim de olmasa bu kadar yorulmayacak sanırım ruhum.hoyrat kullanıyorum biliyorum,farkındayım bir de işin kötüsü.herkesi mutlu edemem ki.kelimeler bile ağır geliyor bazen bana.konuşmak istemiyorum.gözümü bir noktaya dikip transa geçmek,boyut değiştirmek istiyorum.kanatlanıp uçmak,istediğim zaman istemediğim ortamlardan buhar olup kaybolmak istiyorum.yeniden şekillenmek,hayatımı elime renkli kalemler alıp şekillendirmek,çizmek istiyorum.olmak istediğim zamanda mıyım,yerde miyim düşünmek istemiyorum.sahil kasabama gidip bahçemi ekmek,dikmek, biçmek köpeklerimle vakit geçirmek istiyorum.görevim bitti.elimden geleni yaptım herkes için.sıra bende demek istiyorum.sırtımdaki küfenin ağırlığını yeni mi hissediyorum?

delümün beni uzman psikologlara taş çıkartan tekniklerle konuşturduğu günü hatırlıyorum.nasıl da çıplak hissettim kendimi.eksik bişeyler var demişti. tamamlanmayan parçalar.anlatmadıkların.tamam bir sen var senden içeri..yüzleş onunla. at içindekileri.Tanrım ne çok biriktirmişim.ne çok büyümüş içimde sustukça söyleyemediklerim.talihsiz mi gerçekten çocukluğum,kabus muydu evliliğim,çok mu zor geçiyor farketmeden hayatım? anlattıkça rahatlar mıymış insan..yok..rahatlamadım. savunmasız hissettim daha çok kendimi.kalkanları kırılmış,surları yıkılmış.. ruhum çıplak sanki..offf çok sıkıldım ben bu melankolik durumdan..hızlı yürümek de yetmiyor kaçmak için..bu hafta sonları bana yaramıyor.daha çok çalışmam gerek sanırım...ancak böyle dağıtabiliyorum ben kafamı..bırak elinden çikolatanı bunalım Naciyee :)) ve soruyor beynimdeki nöronlar yine..bu işlemi yapmak istediğinizden emin misiniz? eveeettt...siliniz.

ah be canım ve sanırım deliriyorum..

5 Şubat 2009 Perşembe

korkarım....

Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama;
''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda
Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...

CAN YÜCEL

4 Şubat 2009 Çarşamba

alıştım be canım..

18 yıldır iş hayatının içindeyim.öğrencilik yıllarımdan beri.part time çalışarak başlamıştım para kazanmaya.ilk işyerim kurumsal bir firmaydı yine.14 yıl çalıştım orda.ilk iş görüşmelerimden sonra insan kaynakları müdürü 'ekibimize hoşgeldiniz, burası okul gibidir.eminim burda büyüyüp,olgunlaşacaksınız.iş hayatını öğreneceksiniz ve insan sarrafı olacaksınız.kazancınızı ilerleyen zamanlarda göreceksiniz'demişti.Arif Bey'cim sevgiyle anarım hala.ne şanslıyım ki çalıştığım iki firma da kurumsal ve profesyonel firmalar.bu süre içinde gerçekten kendimi çok geliştirdim ve büyüdüm.çok izlerim,gözlemlerin insanları.beden dili öylesine kolay ele verir ki kişiliğini,saklamak mümkün olamaz kendini.dostlarımın iş hayatı tecrübeleri de çok ilgimi çeker insan ilişkileri adına.ailemizden çok birbirimizi gördüğümüz iş arkadaşlarımız,keza yöneticilerle yaşanılan huzursuzlukla gün geçmek bilmez,ne fenaaaaa...

biriktirdiğim insan manzaralarından sonra;insan ilişkilerinin, iletişimin zorluğu,iletişimin gerçekten bir sanat olduğu ve yaşam tarzınızla kesinlikle ilintili olduğuna keskinlikle inandım.iyi bir oyuncu değilseniz eğer hayata nasıl bakıyor,nasıl yaşıyorsanız bunu öyle yansıtıyorsunuz.yönetici terörü dediğimiz kavram da tam da bu noktada baş gösteriyor.hayatında huzursuzluk ve hazımsızlıkla başedemeyip egolarına yenik düşen ve üst düzey yönetici olanlar bulundukları konumu tatmin ve deşarj olmak için kullanmak da pek rahat mümkün olabiliyor.

Çok severim şu cümleyi:'Bu kapıdan sahneye çıkıyorsun,gülümse'..Zordur aslında. yüzünde sahte değil doğal gülümsemeyle işe devam etmek tamamen kafandaki olumsuzluklardan uzaklaşmakla,aslında bir şekilde oynamakla mümkün olabiliyor. genelde bayan çalışanlar daha hassas,kırılgan,sıkışınca da ağlayan,regl döneminde çekilmez olan,duygusal,zayıf,ağlak tipler gibi görülebildiğinden erkek egemen bir yönetici kadrosuyla çalışmak zorunda da kalabilirsiniz.bir çok çalışan bayan arkadaşım işyerlerinde bu durumların alay konusu olabildiğini,kendilerini aşağılanmış hissettiklerini söylüyorlar.ah be canım suç onlarda değil sizde.. çalışıyorsun,üretime katkıda bulunuyorsun,kendini bu durumda savunamıyorsun öyle mi? yok be canım..

büyüdüm,demlendim,sindirdim a canım..karşımda ne kadar sinirli,anlaşılmaz,gergin, egosu şişkin,şımarık,vs vs vs...kim olursa olsun,yönetici,müşteri..kesinlikle güleryüz ve olumlu beden dili,çözüm odaklı olmak,olumlu düşünüp yansıtmak.şiddetle tavsiye ediyorum.daha az yıpranıyorum.karşı tarafa da yansıması ve geri dönüşü daha katlanılır olabiliyor.wallahi bak..test edilip onaylanmıştır.yeminlen baakk :)))

çalışalım,üretelim,azıcık tüketelim,kazanalım,kazandıralım,maneviyata değer verelim..
sevelim,sevilelim,allam biri beni durdursun canım..sevgi kelebeği mi olcem nedir ?

1 Şubat 2009 Pazar

yorumsuzlar..


31 Ocak 2009 Cumartesi

kahvenin keyfi mi,keyfin kahvesi mi ?

şekerli severim kahvemi.fincan tabağımın kenarında illa ki lokum ya da çikolata olmalı.keyifli anlarımda da kahve içiyorum,kahve içtiğim zamanlarda da keyif alıyorum..

Türk Kahvesi'ni, ''yumuşak ve kadifemsi köpüğü sayesinde damakta en uzun süre tadını devam ettiren kahve türü.Birkaç dakika şekli bozulmadan kalabilen bu leziz köpüğü sayesinde, uzun süre sıcak kalabilir'' diye tanımlıyorlarmış. Uzmanlar da, ince kenarlı fincanda sunulduğu için diğer kahve türlerine göre daha yavaş soğuyan Türk Kahvesi'nin böylece daha uzun süren kahve keyfi verdiğine işaret ediyorlarmışmış.. Küççücük bir bilgi cumartesi cumartesi.

eve iş getirdim bu hafta sonu mecburen.dosyalarımla boğuşup durucam zannımca bugün. bitirebilirsem aylık değerlendirmemi yarın sinema keyfi harika olacak.

ENDİPNOT: başlarda zor olacak diye düşünmüştüm.belki zor da oldu ben farketmedim.ama bir şekilde alışıyor insan.muhasebe defterimde bakiye fark veriyordu.olmam gereken yerin orası olmadığına karar verdim.şimdiye kadar eksik olan yanın romantizm olduğunu düşünmüştüm.yok..değilmiş.beklentim,aslında istediğim bu değilmiş. anlamak, anlaşılmak, paylaşmak çokça,cebinde kelimelerle gezmemek,canını acıtmamak, kıyaslamamak, eni sayfa açabilmek,vakit ayırmak,birliktelik için zaman yaratmak, sorgulamamak gereksiz yere, biriktirmemek,özlemek,sevdiğini söylemek hesapsızca, oynamamak,samimiyet,hep karşı taraftan beklememek,çabalamak,falan filan falan filan..toplam alıyoruz..ne çıkıyor..
DÜZGÜN YAŞAMAK..understand me ?

format attım kendime.seviyorum bu yönümü.kendimi yıpratmıyorum böyle durumlarda. reset atıyorum,yeniden başlıyorum.geriye dönük ne varsa yok ediyorum.her insan bir değerdir. iyiyi,güzeli hakeder..ben de öyle.iyiyi,güzeli paylaşıyorum.kimseye yük değilim.yük de istemiyorum.bulmaca çözmek istemiyorum insana dair.net olabilirsen, sen olabilirsen ne ala.

kahvemi içtim keyifle.fal kapattım kendime.güzel bir gün.falımda da öyle diyor ve ekliyor.HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK..:))

29 Ocak 2009 Perşembe

gönülden ...

ne zaman ihtiyacınız olsa arayabileceğiniz dostlarınızın olması ne büyük nimettir insana.Ümit'cim..canım benim..engebeli ruh hallerimi güzel kalbinle tolere ettiğin için,ne zaman 'help me' diye arasam sıcacık sesinle beni dinlediğin,eleştirmediğin, yönlendirmediğin ve bana güvendiğin için,varlığınla bana huzur verdiğin için çooookkk teşekkür ederim canım benim..seviyorum seni biliyosun di miiii..:))

28 Ocak 2009 Çarşamba

feysimin buku.. :-))

Kapattım,dondurdum,çıktım,terkettim,ayrıldım..her ne haltsa işte.gittim ben feysimin bukundan.derin bir ohhh çektim.sanal bağlılıklarımdan birinden daha kurtuldum deyuu. aynı şeyi canım bloguma yapamayacağımdan eminim.sıra messenger'ımdaaa..sıkça yaporum ben bunu..geliveriyorlar bana.ışık hızıyla sadeleşiveriyorum.piki kısa sürede neden bu kadar kalabalıklaşıyorum ki..aslında bunu kökten çözmem gerek.sade yaşa canım ciğerim,dönsün dursun dünya,elleşme sen :))

Artık feysbukum yok.o bunu etiketlemiş,bu bunun duvarına yazmış,waayy onun ilişkisi bitmiş,o buna pişpirik daveti göndermiş,falanca Vecihi'nin hayranı olmuş, yeteeeeerrrrr...saçmalıkları paylaşmasak da olur di mi..

sadeleşmek gerek gözüm sadeleşmek....:))

25 Ocak 2009 Pazar

uğur böcüküm..

Ne zaman bir uğur böceği görsem içim pır pır ediyor benim yaa..Yüzüme kocaman bir gülümseme yayılıyor ve başlıyorum ''ay ay ay şunun güzelliğine bak yaa'' nidalarına..
Bu arada uğur böceğinin asıl adının gelin böceği olduğunu öğrendim ayaklı google'ımdan.Karar verdim zati dövmesini yaptırıcam miniminnacık.

Yazılarımı takip eden sevgili dostlarım beni sık eleştirir oldular.Yazdıklarımı çok depresif ve karamsar bulduklarını,aslında bunun ben olmadığımı,konuştuğum gibi yazarsam,yaşadığım gibi aktarırsam daha keyifli olacağını dediler durdular hafta boyunca.Dönüp bi daha okudum ne yazmışım ben bööle karamsar diye.Sanırım depresif ruh hali içindeyken karalıyorum,çiziktiriyorum,ortaya çıkan da biraz karamsar görünüyor..Sanıyorum ama,inanıyorum demedim bi kere..

Bi deniyim bakalım nasıl olacak?Bakalım ben hoşlanacak mıyım?Yazmak biraz da bencillik çünkü bana göre..Yani başkaları okusun,beğensin diye değil bu çiziktirmeler.Çantamda hep not defterimle gezerim ben.Gözlemlemeyi çok seviyorum.Hele yurdumdan insan manzaraları..algıladığım herşey bende başka bir şeyi çağrıştırıyor ve bunu yazıya dökmek istiyorum.Başlarda not defterime,ajandama yazdıklarım zamanla içimden taşmaya başladı.İç dökme aslında bu kuralsızca.

Paylaşmak istiyorum bir de uzun zaman önce kalemimi neden bıraktığımı.Ortaokul yıllarımda 4-5 sayfalık bir öykü yazmıştım.Edebiyat öğretmenim (ismini verip kendisini utandırmayayım!) sınıfta okumamı istedi.Daha ikinci paragrafa yeni geçmiştim ki ayağa kalkıp 'tamam tamam kes' dedi.Şaşkın şaşkın bakarken ben 'utanmıyor musun sen Firuzan'ın romanından alıntı yapıp ben yazdım demeye'dedi.Gak guk anlamadı ben,Firuzan kim ola ki,ben kimim,nerdeyim,buraya nasıl geldim...Anlaşıldığı üzere sınıfta tüm arkadaşlarımın içinde alıntı yapmakla suçlanmam,rencide edilmem,bir eğitimcinin akıl almayacak tavrı nedeniyle o gün kalemi istemsiz şekilde bıraktım.

Sustuklarım büyür içimde der ya bir şarkı..Ne zaman taşsam kendimden kalem alırım elime hep(alternatifi klavyeme de saygısızlık etmeyeyim).Claude Shalle dinleyerek dökülmek de nasıl bir keyif :))

Sevgili dostlarım..İçimde büyüttüklerim,içimden taşanlar olacak zaman zaman bu satır aralarında.Satır aralarımı en iyi -ДОГАЊ- çözüyor aslında ama neeeyseee :)

Uğur böcüküm benim..'uç uç böcüküümm,annem sana terlik pabuç alacaaakkk '...

24 Ocak 2009 Cumartesi

Cemal Süreya'dan..

Ama senin
Daha nen olayım isterdin,
Ömür suyunum senin...!

23 Ocak 2009 Cuma

Ruhunuz şad olsun ..


Düşünüyorum,aklıma takılıyor epeydir.Birkaç gün önce kaybettim arkadaşımı,13yaşındaki oğlunu,9 yaşındaki yeğenini o elim trafik kazasında.Freni patlayan kamyon canice trafiğe daldığında tek suçu kırmızı ışıkta beklemek olan Berrin'in aracı 500 m. sürüklenerek tanınmaz hale geldi.Berrin hala komada.Gülnaz'ı,Tumaç'ı ve Kağan'ı ne yazık ki kaybettik.Bir gün önce sarılıp seni çok özledim,görüşelim demiştim oysa. Kazadan yarım saat önce onları evinde ağırlayan Hasibe'nin acısını hiçbirşey dindirmiyor.İçim çok acıyor.

Düşünüyorum epeydir.Hayatı ertelememek,kimseyi kırmamak,aldığımız nefesin kıymetini bilmek için bunları mı yaşamamız gerek?Acıyı yaşamak gerek,baskılamadan,sahiplenerek hem de.O gün katılamadığım arkadaş toplantısında bulunabilseydim Berrin'le eve dönüyor olacaktım.İçim ürperiyor düşündükçe.En son eski şirketimde 18 yaşındaki güzeller güzeli Aylin'i yine trafik kazasında kaybettiğimizde bu kadar derinden hissettim acıyı.Her şey insanlar için biliyorum.

O günden beri daha dikkatliyim yaşama dair.Küçük şeyleri dert etmiyorum.Bir var,bir yokuz işte.Farkettiklerimi uyarıyorum.Değmez kırmaya.Düşün ki bugün kırdıklarını yarın yitirebilir,yaşananların vicdan azabını duyabilirsin.Çok ağır..Farkettim ki bakış açısını değiştirdiğinizde hayat gerçekten daha keyifli,daha katlanılabilir bir hal alıyor.Uzakdoğu felsefesinde vardır ya..''AFFETTİM' , ''KABULLENDİM'' demek, sadece söylemek değil,bunu gerçekten hissetmek çok şey katıyor insana.

Okula gelen psikologla konuştuk epey.Çocuklar sınıf arkadaşlarını kaybetmenin acısını küçücük yüreklerinde taşımaya çalışıyorlar.Üstünü örtmeyin,yok saymayın,ertelemeyin dedi uzman..Bırakın yaşasınlar.Acı hayatımızın her döneminde olacak.
Kişisel gelişim eğitimlerinde ekibimle paylaştıklarım başlarda çok kalıp, biraz dayatma gibi gelirdi bana.Dışardaki hayat böyle değil.Uygulamak zor aslında diye düşünürdüm.Denek belirledim kendimi.Hiç de zor değil ve aslında hayatı ne kadar kolaylaştırıyor.

Olumsuz ifadeleri olumluya çevirmeye çalışmak,iletişimin temeline özsaygıyı,empati kurmayı,dinlemeyi,göz temasını ve gülümsemeyi yerleştirmek aslında ne kadar kolay.. Ekibimle paylaşıyorum.Bu değerleri tüm yaşantınıza yayın.Göreceksiniz herşey daha farklı olacak..

Aşkı yakalayamadığım için hayıflandığım zamanlar için gülüyorum şimdi.Aslında sadece istemek ve gerçekleşmesini beklemek sükunetle tek anahtarmış.O seni zaten bulurmuş:)

Ve aslında ne kadar körmüşüm çevremdeki nice aşkı göremediğim için.Farkettim ki bir bir çiçeğin üzerinde gördüğüm kelebek,kızımın keyifle attığı kahkahalar,sabah gözlerimi yeni bir güne açabilmem,bana sevgiyle bakan,kimi zaman benim için endişelenen,moralsiz olduğumu sesimden anlayan dostlara sahip olmam,para kazanabildiğim bir işimin olması,kendimi kısıtlamama gerek bırakmayacak kadar sağlıklı olmam,akşam kapısını açabileceğim bir evimin olması meğer ne büyük nimetmiş..Farkettiniz mi bu liste sonsuza dek uzar,gider.

Artık mutsuzum dediğim zamanları çok daralttım..eminim pek yakında adı bile geçmeyecek.Biliyorum ki acı,tatlı herşey insan denen varlık için.
Artık daha sıkı sarılıyorum dostlarıma hayatıma kattıkları anlam için.Daha çok teşekkür ediyorum.Daha çok 'SENİ SEVİYORUM' diyorum.Daha çok şükrediyorum varlığım için Tanrı'ya..

Dedim ya bir süre önce bu söylemleri ütopik bulurdum.Hayat böyle bişey değil.Teorik yaşayamayız.Pratikte uygulamak çok zor derdim..Uygulamaya başlayabildiğimi görmek bile ( belki insanlık için küçük bir adım ama :))benim için kocaman bir adım..

Hayatı paylaşıyorum ve sizi seviyorum :)))

iyi ki varsın ..

Kişi seni severse
Soyunur aya karşı
Sever
Ölüşüne dek...

Seni özlemeyi seviyorum Sevgili..

Hafife alamayacağım cümleler bunlar,
Ötesini hayal etmek bile ne kadar keyifli,
İyi ki varsın Sevgili :))

15 Ocak 2009 Perşembe

güzellik..harikasın :)

ah be canım...

ne zordur beklemek.belirsizlik varsa hele azaptır bazen.ne olacağını kestiremezsin. varsayımlar yorar seni.bir an önce neyse olsun artık dersin.neyse olsun.razıyım. yaslanmaya çalışırken birine sendelemek neden ki? sağlam duramayan hangimiz? bırak artık ne olacaksa olsun mu ? komiksin sanki :)

ekip iyiydi bugün.çok keyifli geçti eğitim.uzun ama keyifli.verdiğinin karşılığının olduğunu görmek haz veriyor insana.yatırım bir anlamda insana.ekiyorsun.biçeceksin. ekibin genç olması da enerjik tutuyor insanı.

yoruldum be canım.huzur,dinginlik peşinde olduğun biliyorum.yine sen yapacaksın biliyorsun.yola devam.belki yine yalnız.bilemezsin ki.koşulsuz teslimiyeti tekrar konuşmam gerek kendimle.

gereği düşünüldü.yargılama süreci devam edecek.karar,bir sonraki duruşmada,tanıklar ve sanık dinlendikten sonra verilecek.adalete güvenimiz sonsuz :)

kendinle kal be canım..hız kestiğini hisset,dinle,düşün,yarın kendine çiçek almayı da unutma :))) bash bash....

10 Ocak 2009 Cumartesi

nedir bu mum takıntısı sendeki hiç anlamam :P

Ayşegül'cüm bu çiçekler sana :))

agresifiiimmmm,ama yumuşacık kalbiiiimmm :)

hiç ben buraya ait değilim,ne işim var burda dediğiniz anlar oldu mu?seçilmiş hayat mıdır yaşadığım diye sorguladığınız?ben oynamıyorum deyip alıp başınızı gitmek istediğiniz ya da ?sıkça düşünür oldum.ben buraya ait değilim.olmak istediğim yer,yaşamak istediğim hayat bu değil sanki...aynı kanı taşıdıklarını bile anlamakta,anlamlandırmakta zorlanır mı insan bazen? dilimizin ucuna kadar gelip de söyleyemediklerimiz mi ki bizi yıpratan?
Nancy Sinatra söylüyor..bang bang..bunaltıyor beni bu izin günleri..deli gibi çalışmak sanki en iyisi.arkama hiç bakmadan yürüyorum bazen..hızlı hızlı..nereye? kendinden mi kaçışın yoksa..
dur bakalım biraz.daha söylenecek sözümüz var.tüketmedik henüz kalemi..dolayısıyla umudu..
sen yine denizin sesini,aslında ruhunun sessizliğini dinle.şu içindeki çocuk masalı nedir peki ? büyütsen diyorum artık onu.ruhun çıplak mı hala?hadiiii yola devam..paylaşarak hem de..

haa bir de arada durup dinlen,arkana bir bak.kazandıklarını görmen için ne gerek ?
tamamdır..vaktidir..denizin sesiyle devam et yolculuğuna.

9 Ocak 2009 Cuma

keşfediyorum delümüüü..keyifle ..

eskiden daha çok okurdum kitap.neden şimdilerde vakit yaratamadığımı anlayamıyorum.ben bi depresyona girip gelicem diyeceğime eskiden alırdım kitabımı elime depresif ruh hali falan kuş olur uçardı.kendimle daha çok ilgilenmem gerek zannımca.iki kitap birden aldım geçenlerde. Khaled Hosseini'nin ikisi de.Bin muhteşem güneş ve Uçurtma avcısı.hafta sonu evdeyim.kesinlikle başlamalıyım.
''Deli''mi keşfe çıkmıştım oysa.keyifle,muhabbetle.Ümit'e demiştim ya hani aşk nasıl bişi diye..galiba yaklaştım Ümit.güzel,uzun bir yolculuk olmasını umut ediyorum bu keşif yolculuğunun. şaşırtamaz beni kimse sanırdım.şaşırıyorum oysa çokça.şaşırmama da şaşırıyorum ya neyse :))parçaları birleştiriyorum özenle.eksik parça kalmamasını umut ediyorum. dinlediklerimin, inandıklarımın gerçekle örtüşmesini istiyorum aslında çokça.sonra at bir kenara diyorum. yaşasana alabildiğine.gözümü sevmeye karartıyorum.yapamıyorum.acı bir tat kalıyor ağzımda.

en güzel hikayem olmalı aslında bu.şöminenin karşısında sıcak şarap içelim bizim seçtiğimiz bir klübede.kanım ıslanmalı bazen damarlarımda.endişesiz,ruhumuz çıplak,sonsuz teslimiyetle bulunmalıyız orda.henüz erken dememeli tam da burda.içimden geldi söyledim demeli çekincesiz.gözlerimi kapatıp parmaklarımı yüzünde gezdirmeliyim seni hissetmek için.en güzel hikayemiz olmalı aslında bu..birlikte çıktığımız keşif yolculuğunda...
parçaları birleştiriyorum özenle.eksik kalan parçaları arıyorum şimdilerde.gözlerimdeki ışıltı kaybolmasa keşke yine.içimdeki böcüğü öldürmesem yine.uzun bir yolculuğa benimle var mısın dedin ya ''Deli Dali ''... EVET..VARIM.. HOŞGELDİN :)))

2 Ocak 2009 Cuma

new year hissiyatı..

***************************************
Bir yil daha bitiyor,
duslerim,tasalarim, yarim kalmis onca sey,
her yil biraz daha kisaliyor oncekinden,
bana mi oyle geliyor,
yoksa daha mi hizli ilerliyor zaman,
insan yaslanirken?

***************************************

YASAL UYARI

Bu blogtaki yazılarımın izinsiz ya da kaynak belirtilmeden kopyalanması,yayınlanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanununa aykırıdır ve suç unsuru oluşturur.